Sukhothai

Pai gibi Sukhothai de hep bir gün gidilecekler listesinde idi. Sonunda o da oldu. Cumartesi sabahı erkenden guesthouse’dan çıktım, yollar boş, karşıma çıkan ilk tuk-tukçu ile otogara gittim. Seyahatlerde her şey güzel de, sadece şu taksici, tuk-tukçularla mücadeleler olmasa. Biliyorum daha ucuza gidebilirim ama köşeye kadar yürümeye üşeniyorum, eleman ise normalin iki katı para istiyor, neyse sonunda ortak bir paydada buluştuk, anlaştık. Otogara varınca ilk sorduğum firmanın aracı yeni kalkmış idi, beni başka yere yönlendirdi, orada Wintour’dan bir saat sonra kalkacak olan 08:45 otobüsüne bilet aldım. Merak edenler için altı saat kadar süren bu yol 20 Türk lirası.

Wat Mahathat
Wat Mahathat

Sukhothai’ye yaklaşınca önce eski şehirden geçtik. Bunu niye söylüyorum. Burada iki merkezde kalınabilir. Açık hava müzesinin bulunduğu eski şehirde yada yeni şehirde. Eğer Chiang Mai’den geliyorsan eski şehirde inebilirsin, hosteller, restoranlar hemen hepsi orada, müzenin girişine yakın.

Hostel

Ben yeni şehirde kalmayı tercih ettim. Otogara varınca eski ve yeni şehir arası ring seferi yapan pikabın “songthaew” şoförü yanaştı, 20 baht dedi. Kalacağım hostel’in “nasıl varılır” açıklamasında yürüme 15 dakika yazmışlardı. Yol yorgunluğu, o sıcakta yürümeyeyim diye İnternet’te on baht olduğunu okumama rağmen kabul ettim.

Son gün Bangkok’a giderken yürüdüm, on dakika tuttu. Hatta otobüs beklerken para çekmek için otogardan merkeze bir kere daha gittim geldim, evet on dakikalık bir yol.

Şimdi otogardan şehir merkezine yürümek isteyenler için ufak bir detay var, onu yazayım. Otogarın arka tarafından çıktıktan sonra büyük demir bir kapı var, oradan girmek gerekiyor. Solda itfaiye gibi bir şey göreceksiniz. Tuk-tukçular “yol toprak yürüyemezsiniz” diyorlar. Dedikleri yer, bu evlerin arasından geçen çakıllı yol. Bir yüz metre sonra öbür demir kapıdan normal beton yola çıkılıyor. Eğer şehirden geliyorsan da yol bitti diye şaşırma, kapıdan gir. Biraz yürüyünce otogarı göreceksin.

Wat Si Sawai
Wat Si Sawai

Burada ismi biraz garip bir hostelde kaldım. “If you want hostel Sukhothai” kaliteli ve ucuz bir hostel tavsiye ederim. Yataklarda perdeler falan “privacy” full. Geniş sosyal alanları var. Bir tek yatak bana biraz rahatsız geldi, hafif sırtım ağrıdı. Vardığım akşam, tam hostelin olduğu sokakta, bir çok Tayland şehrinde olduğu gibi “Saturday Walking Street” etkinliği vardı. Bir an yemekleri denemekten çatlayacağım sandım. En sonunda iki liraya yarım bir karpuz alıp geceyi bitirdim.

Ulaşım

Ertesi günü UNESCO listesinde yer alan ören yerini gezerek geçirdim. Pikaplar hostelden çıkıp köprüyü geçince, biraz ileride 7 Eleven’in önünden kalkıyor. Ana yolda karşılıklı iki tane 7/11 var, bulması kolay.

Eski şehre varınca, İnternet’te -30 istiyorlar vermeyin- falan yazmışlardı, şoföre bir 20 baht uzattım, bir şey demeden aldı. Biz yolcuları yolun karşısında bulunan iki bisiklet kiralayan yerden birine yönlendirmeye kalktı. Kadın da çıkmış çağırıyor. Bir turizmci olarak hemen diğerine gittim. Bu arada ömrü hayatımda ilk defa bisiklet kiralayacağım, acabalar içindeyim. Yürümekle, bisiklet arası bir tercih yapmış değilim.

Niye bunu anlatıyorum, akşam ziyaret bitip dönerken pikap şoförü kadın 30 baht istedi, vermedim. Bu sabahki şoför de oradaydı. Sabah sana yirmi verdim, kabul ettin dedim. Adam da kadına o yeri işaret ederek –Tayca bilmiyorum ama– anladığım kadarı ile bisiklet ile ilgili bir şeyler söyledi. Büyük ihtimal hanutu var diyeceğim ama bisikletin günlük kirası da 30 baht. Sonra bana dönüp fiyat otuz dedi. Ben ise hiç tınmadım, kadına bir yirmi verip arkaya oturum. Ben ilk yolcu idim, benden sonra gelenlerin hepsi otuz ödediler. -Bu satırları yazınca Evliya Çelebi gibi ayrıntı anlattığımı fark ettim, ama silmedim, kalsın böyle. İşin aslını sorarsanız, bütün mücadele bir lira için. Ama mevzu bir lira değil de yüzde 50 kandırılma olunca iş inada biniyor. Çoğu zaman takmıyorum ama nedense bazen böyle oluyor-

Bisiklet
Bisiklet

Neyse bisikletçi ile uzun istişarelerden sonra bisiklet kiralamaya karar verdim. Ve müzeye doğru pedal “bastım” 🙂 –yolun karşısı

Ören yeri

Şimdi bu ören yerinin acayip bir bilet sistemi var. Bütün alanı beşe bölmüşler. Doğu, Batı, Kuzey, Güney ve Merkez. Her bölümün girişi 100 baht, ayrıca her seferinde bisiklete 10 baht ödeniyor. Eskiden kombine bilet varmış, artık yok. En önemli yerler Merkez ve Kuzey bölümleri, bence de bu ikisini görmek yeter.

Önce en önemli eserlerin bulunduğu söylenen merkez bölümüne girdim. En meşhur yer Wat Mahathat burada. Sonra diğer iki büyük tapınağı gezdim, Wat Si Sawai ve Wat Sa Si. Açıkçası Ayutthaya gibi bir yer beklerken biraz hayal kırıklığı oldu. Gezerken tanıştığım bir yıl Türkiye’de yaşamış –bu günlerde bu üçüncü Fransız oldu– elemanda aynı fikirde idi. Belki de tam anlamadığımızdan. Çünkü dediklerine göre bu yapılar en eski örneklerdenmiş. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşu ile aynı tarihe denk geliyorlar diyeyim de önemi daha iyi anlaşılsın. Neyse ören yeri çok güzel düzenlenmiş, göletler, çimenler. Bana Hindistan’da bulunan Khajuraho’yu anımsattı biraz.

Tapınaklardan birinde, birlikte gezen, Şilili bir çocukla, Alman bir kıza rastladım. Biraz muhabbet ettik, sonra başka yerde yine karşılaştık. Kızın da İspanyolcası bayağı iyi idi. Elemana bu aralar çok dinlediğim Şilili grup Föllakzoid’i biliyor musun? dedim. Bilmiyormuş, üstelik Krautrock severmiş, başladı Can, Neu falan saymaya. İyi dedim, dinle hemşehrilerini, sıkı çalıyorlar.

Sonra göl kenarında, hostelde sabah kahvaltıda karşılıklı oturduğumuz kıza rastladım. Sabah konuşmamıştık. Vietnamlı imiş. Türkiye’denim deyince bir sevindi. “Ben hep oraya gitmek istiyorum” dedi. Ben de Türkiye’de nereleri gezebilir falan anlattım, öğleni bulduk.

Wat Phrapai Luang
Wat Phrapai Luang

Yani gördüğünüz gibi müze ziyareti biraz çabuk bitti. Sonra bisikletle sağı solu dolaşıp biraz antreman -bu kelimenin doğrusu antrenman imiş ama ne yapayım pek içime sinmedi- yaptım ama hala biraz alışmam lazım. Müze içinde araç trafiği yok. Sadece turist treni var. Bisiklet kiralamak istemeyenler bu tren ile gezebilirler. Ama alanı gördükten sonra diyorum ki, yürüyerek de rahatça dolaşılabilir. Tabi merkez bölümden bahsediyorum.

Öğlen dışarı çıktım, müze bileti “günlük” yani dışarı çıkıp tekrar girmek serbest. Bisikleti aldığım yere emanet edip biraz ilerde tavuk ızgara yedim. İlk sorduğum yer, ufak bir tavuk parçasına 150 baht dedi. Biraz ilerledim, aynısı 50 baht oldu. Bu kadar fark biraz garip, ya ben anlamadım, ya adam anlatamadı.. yada kazıklanmaya ramak kalmıştı.

Yemekten sonra bir de kuzey bölümünü görüp bu işi bitireyim dedim. Beşine birden 100’er baht biraz fazla, hem de diğer yerler çok ilginç değil diyorlar. Zaten en ilginç denilen yer -merkez- bile böyle ise. Neyse bisikleti tekrar aldım. Belli bir yere kadar şehirler arası kara yolundan gitmem lazım. Daha önce hiç böyle trafikte bisiklet kullanmadım. Aslında tekrar ören yerinin merkez bölümüne girip yolu uzatma pahasına trafiğin yoğun bölümünü atlatabilirdim ama bir cesaret denemeye karar verdim, zaten iki yüz metre kadar bir yol.

Arabaları kolladım, yola atıldım. Biraz önce yemek yediğim restoranlar nedeniyle millet yol kenarına, bisiklet yoluna park etmiş. Geçen motosiklet denerken olduğu gibi bir anda kontrolü kaybettim, yanda park eden otomobillerin birine geçirdim. Tam arkadan araç falan geliyor mu diye bakınca Tayca sanırım “eyvaaah” diyen bir kadın ve iki kişinin daha geldiğini gördüm. Kadına “araç sizin mi?” diye sordum, evet derken baktım ufak bir çizik. O heyecanla Türkçe “pasta cila” ve “sorry” diyerek ilerledim. Onlarda şaşkın bir şey diyemediler gariplerim.

Wat Si Chum
Wat Si Chum

Sonra ufak ufak bisiklet yoluna ulaşıp hedefe doğru ilerledim. Sonradan olayı çözdüm, balık sırtı gibi olan yollarda, kontrolü yapamıyorum. Problemi anlayınca, Wat Phra Phai Luang tapınağına kadar olan yolda bu duruma alışmaya çalıştım. Tapınağa gelince giriş ücreti 100 baht ve bisiklet için 10 bahtı ödedim. Fotoğraflarımı çektim. Rahipler gelmişti, selamlaştık. Hava dehşet sıcak. Zaten çoğu yıkılmış, görülen yeri de restore edilmiş bir tapınak. Oradan aynı biletin geçerli olduğu Wat Si Chum’a gittim. Buranın özelliği devasa bir Buda heykeli olması. Yani kuzey bölgesinde görülecek bu iki nokta var, o kadar. Sonra yine kıyıdan kıyıdan bisikletçiye döndüm. Bisikleti teslim edip yukarıda anlattığım pikap olayını yaşadım.

Sukhothai gezisi de böyle bitti. Buraya gidilir mi? Yani, Chiang Mai – Bangkok hattında, vakit de varsa, gidilir. Ben havaların çok sıcak olduğu mevsimde geldim. Eminim kışın burası çok daha güzeldir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

2 Yorum

Bir Cevap Yazın