Bu sene nerelere gitsek diye düşünürken, Orta Amerika gezisini birlikte yaptığım arkadaşım Murat “Hindistan’a gidelim” dedi. Ben ise “hep Asya hep Asya, bir değişiklik olsun, Afrika olsun” dedim ve Etiyopya’dan başlamaya karar verdik..

En ucuz bileti tek gidiş olarak Mısır havayollarından 250 dolara aldık. Zimbabwe’de yağmur mevsimi başladığı için süreyi kısa kestik ve 10 Ocak’da Zanzibar’dan dönmeye karar verdik. Victoria şelalelerini artık başka zaman ziyaret ederim. Dönüş biraz tuzlu, Fly Dubai’den 300 dolara mal oldu.

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya uçuş sorunsuz geçti. Kahire’de iki saat kadar aktarma için bekledik. Polis kontrolünden geçerken Etiyopya’da bir Türk inşaat şirketinde çalışan bir elemanla tanıştık, bize ülke hakkında bilgiler verdi, iyi de oldu. Burada tek ufak sıkıntı; uçuş vakti geldi diye asansör ile aşağı indik, ama aşağıda ok ile H5 diye gösterilen koridorda hiç biniş salonuna benzer bir hal yok. Sadece kapalı büyük bir kapı. Bu sırada Mısır’da saatin +2 olduğunu fark ettik, olay aydınlandı. Bir saat sonra doğru saatte inince kapı açılmış, insanları uçağa alıyorlardı. Etiyopya saati Türkiye ile aynı; GMT +3.

Addis Abeba

Addis Ababa’ya sabaha karşı saat üçte vardık. Sabah gün aydınlanana kadar alanda beklemeye karar verdik. Gelmeden önce booking.com’dan Abeba Pension diye bir yere rezervasyon yaptırdım. Google maps ile maps.me başka başka yerleri gösteriyorlar. Bir sabah olsun durumu anlarız dedik.

Bu arada biz Afrika’ya geliyoruz ya sıcak memleket falan, hava ciddi soğuk; 7º C. Neyse ki bunu son anda fark edip polar falan getirmiştik. Gördüğünüz gibi Murat ve ben, doğru dürüst araştırmadan buraya geldik. Gezginlerin yazdıklarını falan yarım yamalak okudum. her zaman olduğu gibi kervan yolda düzülür mantığı ile yola çıktık.

Sabah altı buçuk gibi bir hareketlenme oldu, görevliler alana gelmeye başladı. Bir yarım saat sonra acaba açılmış mıdır diye Turizm Enformasyon bürosuna gittim. Eleman gelmiş, sabah temizliğini yapıyor. Önce kalacağımız yerin konumunu sordum. Elindeki listeye baktı, bulamadı. Oteli aradı, tarif aldı. Anladım ki maps.me’de gösterilen yer doğru. Nasıl gideriz diye sorunca, buraya geldiğimizden beri herkesin yaptığı gibi “taksi” dedi. Kaça götürür diye sorunca 450 bırr diye de fiyatı belirtti. Hızlı bir hesap yapıp “oha” dedim, tabi anlamadı. Türk lirasını bulmak için bir sıfır atıp, %50 ekliyorum, 65 TL çıkıyor. “Dolmuş falan daha ucuz bir yolu yok mu?” diye sorunca “alanı çıkınca minibüsler var. Kality Bus Terminal’e gidenlere binin” dedi “ama direkt giden olmayabilir” diye de ekledi.

Alandan çıktık, büyük bir döner kavşak var. Kality sol tarafı gösteriyor. Yolun karşısında bekleyen minibüsler var. Minibüsleri bulduk, birine tıkıştık. Sırt çantaları çok büyük değil yoksa herhalde ekstra ödeme yapmak gerekirdi. Dolmuş ücreti 10 bırr.

Kality ana caddesi
Kality ana caddesi

Abeba Pension’a varınca elemanlar bizi biraz şaşkınlıkla karşıladılar. Anladığımız kadarıyla buraya bizim gibi turistler pek uğramıyorlar. Burası İstanbul’un Bağcılar’ı gibi diyelim. Booking’den rezervasyon yaptık haberleri yok. Neyse biraz İngilizce bilen bir kız geldi. Bize büyük güzel bir oda gösterdi, burası pahalı olan 400 bırr dedi. Yani iki günlük iki kişi 30 dolar. Biz booking’den 49 dolara rezervasyon yapmıştık. Bir İnternet bulunca bir problem olacak mı göreceğiz. Kıza rezervasyonu gösterdim, anlamadı bile… Öğlen çıkarken patron ve karısı gelmişti, onlar bayağı İngilizce biliyorlardı. Burayı nasıl buldunuz? diye sordular, “booking dot com” dedik. O kadar. Adam bizi ana yola kadar yolcu etti, bayağı efendi tipler.

Artık dolmuşu öğrendik, yine Bole’ye döndük. Oradan İstanbul restorana gittik. Daha önce buraya gelen arkadaşlar, burada iyi fiyattan döviz bozduklarını söylemişlerdi. Öyle de oldu. Restoran müdürü, on yıldır burada yaşayan arkadaş, Kality’de kaldığımızı öğrenince hafif bir şok geçirdi. Oralar sakat olabilir falan dedi ama açıkcası kaldığımız iki gün boyunca hiç öyle bir hava yoktu.

İstanbul restorana bize ikram ettikleri çaylar için teşekkür edip bir taksi ile eski Stadyum bölgesine yollandık. Taksici 50 bırr’ı kabul etti ki bir daha böyle ucuz taksici bulamadık. Stadyuma gelmekteki amacımız ana Turizm Enformasyon’u bulmak, ama cumartesi olduğunu unutmuşuz.. Zaten yeri bulana kadar canımız çıktı, haritada gösterilen yer yanlış, sorduklarımız hep yanlış yerlere yönlendirdiler vesaire, ama sonunda bir şekilde bulduk ama kapalı çıktı.

Sokaktan bir görüntü
Sokaktan bir görüntü

Yolun karşısına geçip dolmuş ile tekrar Bole’ye dönelim dedik, ama ne mümkün. Biz daha dolmuşun nereye gittiğini anlayana kadar millet hücum ediyor. O sırada bir kız ile konuşmaya başladık, o da Bole’ye gidiyormuş, baktı olmadı. Bize gelin dedi. Ana durağa kadar yürüdük, oradan bindik. Bole’ye gelince dolmuşta önümüzde oturan iki genç burada bir Türk restoranı var dedi ve bize orayı gösterdi. Böylece ikinci Turkish Restaurant’ı da tanıdık. Kapıda sahibi ile karşılaştık. O da bize çay ikram etti, şehir hakkında bilgiler verdi. Kality’de kaldığımızı duyunca “oralar sakattır falan” dedi. Bole bölgesinde de bir çok olay, turistlere saldırı soygun falan olduğundan bahsetti. Hatta haşat edilmiş bir Türk’ün videolarını gösterdi. Gerçi daha önce burada yaşayan arkadaşlar tam tersi şeyler söylemişlerdi. Biz de verdiği bilgilere teşekkür ettik.

Güvenlik mevzu

Ama benim kısa zamanda gördüklerim; Etiyopyalılar sakin insanlar, şehir de pek öyle tehlikeli değil. Bunu dünyanın en tehlikeli on şehrinin yarısında bulunmuş biri olarak söylüyorum. Şimdi o haşat ettikleri arkadaş, Türkiyede özel kuvvet mi ne imiş, yapılı falan bir adam. Böyle tipler kendilerine çok güveniyorlar, bir de karşısındaki insanları küçümsüyorlar falan.. Sen gece yarısı alem yerlerine çıkıyorsun, ne demeye pasaportu, telefonu, tüm parayı vesaire yanına alırsın.. bir de biraz içince sonuç belli. Ben bundan çok daha sakat yerlerde, böyle durumlarda, bir ufak jest ile belki bir dakika önce kafama demiri indirmeyi düşünen tiplerle, havada beşlik yaparak ayrıldım. Eğer gece böyle yerlere takılacaksan akıllı olacaksın, karşındaki adamları idare etmeyi bileceksin. Hele içince gereksiz afra tafra yapmayacaksın, yoksa kıçına bıçağı yersin. Bu dünyanın her yerinde böyle. Bir de gireceğin çıkacağın sokakları önceden öğreneceksin. Bilmediğin yerlere dalmayacaksın.

Neyse bayağı yorgunuz, hava kararmadan otele döndük. Gece on gibi çıktık, ana yolun karşısında “Karaoke Bar” yazan bir yere girdik. İnsanlar bira içiyor, Liverpool-Chelsea maçını seyrediyorlar. Bar tarafında bayağı seksi kızlar var, konsomatris mi nedir pek anlamadık. Millete bulaşmadan orada duruyorlar. Belki de daha çok erken. Biz de birer bira içip, maçın ilk devresini seyrettik. Ama soğuktan titremeye başlayınca, daha fazla kalmayıp ufaktan otele döndük.

YORUM | SORU | KATKILAR

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz