Etosha’da son gece Okaukuejo’da kaldık. Bir gün önce görevliler kampın bir kaç kilometre yakınında, havaalanı bölgesinde aslan görüldüğünü söylediler. İnat ettim, aslan göreceğim. Gün ağarırken, kamp kapıları açılır açılmaz yola çıktım. Arzu arkada uyuyor. Dün gece geç yattı, tüm gece avlanan aslanların kükremelerini duymuş. Benim gibi bir kaç kişi daha yola çıktılar. Sonuç, hüsran… aslanları göremedim ama onlardan kalan ganimeti paylaşan çakalların fotoğrafını çekmeye muvaffak oldum.

Kampa döndüm, Arzu uyandı, toparlandık. Bir şeyler atıştırıp, Namibya yolculuğunun başlangıç noktasına doğru yola çıktık. Mesafe İstanbul-Ankara arası gibi. Etosha parkını terk ederken, kağıtları kontrol eden şişman zenci hatun, en son on sene önce burada bir Türk gördüğünü söylüyor. Bu muhabbette artık baydı ama ne yaparsın. Bizden bir hafta sonra Cape Town’dan  iki arkadaşta buralara geldiler, eminin onlara da aynısını demişlerdir.

Arzu, ilk gün dolu olduğu için kalamadığımız Chameleon’da kalmak istiyor. Kredi kartı numarası istiyorlar. Afrika’da telefondan kredi kartı numarasını vermek herhalde en son yapacağım şey olurdu. Onların, ilk gün burnu havada tavırlarını da sevmemiştim. Cardboardbox, daha dökük olmasına, her an bir şeyler satmaya çalışmalarına rağmen bana daha sempatik geliyor. Akşam üstüne doğru Cardboardbox’a varıyouz. Tüm odalar koğuşlara kadar dolu. Ama araba için bir araçlık yer var. Biz de nasıl olsa onu yarın teslim edeceğiz. O akşam son kez Nissan’da yatıyoruz. Ertesi gün için, havanın yağmurlu olmasına rağmen çadırı kurmayı düşünüyoruz. İskeletin ipleri parçalanmış. Yola çıkarken, son kalan ucuz çadırı ambalajı yırtık olmasına rağmen almış, hiç kullanmamıştık. Zaten kullanamayacakmışız, ertesi gün için koğuşlardan yer ayırttık.

Windhoek’de ikinci güne arabayı teslim ederek başladık. Güvence için kredi kartından kesilen bilmem kaç bin dolar iptal edildi. Hatlarda bir sorun oldu vs. Sonunda 6515NAD tutan hesabı bitirdik, bunun 1040NAD’ı isteğe bağlı lastik ve ön cam sigortası idi. Gerek kalmadı ama kalabileceği durumlar oluştu. 13 gün boyunca 4887 kilometre yol yapmışız.

Arabayı teslim ettikten sonra Windhoek’te alış veriş merkezlerinde dolaştık, yorulunca da hostele döndük. Günün bence en ilginç olayı, küpe olarak kocaman altın gamalı haç taşıyan süper mini etekli zenci kızdı. Fotoğrafını çekmek için epey bekledim ama ışık yetersizliği nedeniyle başarılı olamadım. Asya’da olsa garipsemezdim, çünkü oralarda svastika hala çok yaygın olarak kullanılan bir sembol, ama burada, hala Nazi kalıntılarının yaşadığı Namibya’da gamalı haç takmasının nedenini bilmek isterdim. Akşam kullanamayacak olsak da çadırın borularını birleştiren ipi geçirmekle geçti. İpi kalın almışız, bizi epey uğraştırdı. Yatakhanede, tek başına dolaşan eksantrik İspanyol amca, bir japon, amerikalı misyoner çift ve apaçi helikopteri pilotu olduğunu söyleyen biri ile kaldık.

Windhoek’de son gün yine önce şehre indik. Dolanırken, akşam otobüse bineceğimiz alanın yanında Himba kadınlarını gördük. Meğer görmek için kilometrelerce yol yaptığımız Himbalar yanı başımızda imişler. Sonra aldığımız hediyelik gergedan ve fillerle hostele döndük. Hostelin otobüsle gideceklere servis hizmeti varmış, ki bileti onlardan değil, günler önce Johannesburg’dan almıştık. Akşama doğru, servisle otobüse gittik.

İntercape Otobüs İşletmesi personeli 19 saat sürecek yolculuk başlamadan önce, bavulları, çantaları sanki uçakla gidiyormuşuz gibi bir kantar çıkarıp milimi milimine tarttılar. Koltuklar geniş, sleepliner… Gece sınırı geçerken Arzu’ya yeniden bir aylık vize verdiler, sayfalar bitmesin diye uğraşırken gitti bir sayfası daha. Ben gerek yok, eski vize bitmiyor deyince uyandılar. Fark etmez dediler ama olan boş bir vize sayfasına oldu. Güney Afrika’da bunu sevdim. İki ay içinde, dördüncü giriş yapışımız. Elimizi kolumuzu sallayıp sınırdan geçiyoruz.

PAYLAŞ
Önceki İçerikEtosha
Sonraki İçerikCape Town, yeniden

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz