Dün öğlen vakti Cape Town’a vardık. Joe bizi karşıladı. Evin arka bahçesini şark köşesi yapmışlar. Yattık, serildik. Namibya’da geçen iki haftanın yorgunluğunu atmaya çalıştık. Akşama Wade, özlemişiz diye Türk yemekleri yapmış. Onlara tekrar binlerce teşekkür.

Bugün, yani Pazar günü batı sahilinde tipik bir hafta sonu restoranında geçti. Strandkombuis Cape Town’a 80 Km. uzaklıktaki Yzerfontein köyünde, adından da anlaşılacağı gibi 26 km. uzunluğunda olan Sixteen Mile plajının baş tarafında. Restoranın en güzel özelliği, içecek konusunda kasmamaları. İçeceğini, alkollü-alkolsüz, ister kendin getir, ister oradan al. Fiyatları da çok uygun tutmuşlar. Özel bir şey içmek istemiyorsan, oradan almak en iyisi. Bunu neden yazıyorum, bizim mekan sahipleri, belki okur da, işletmecilik öğrenir. İlk olarak kahvaltı faslı başladı, ekmekler süper, uyarmalarına rağmen fazla yedim. Sonra sahilde yürüyüş falan kar etmedi. Yemek faslında balıklar inanılmaz lezizdi. Ama artık bende fazla deneyecek takat kalmamıştı. Sonuç olarak içtiğimiz bir sürü bira falan adam başı 50TL kadar bir şey ödedik. Geçen Tünel’de iki ufak bira, bir çereze 20TL ödeyince bizim işletmecilerin sülalesini bir kere daha hayırla andım. Kabahat onlarda değil, dünya standartlarının beş kat altındaki servise, beş kat fazla para alan bu yerlere giden bizim gibi salak müşterilerde. Bu arada plajdayız ya denizden de bahsetmeliyim. Burada yaz olmasına rağmen denize girmek imkansız. Önce suyun bu batı sahillerinde buz gibi olması, yüksek dalgalar, sonra köpekbalıklarına yem olma korkusu, olayı bitiriyor. Sadece sörfçüler buraların keyfini sürüyor.

Yerin sahibesi Marie bizim Türk olduğumuzu öğrenince masamıza oturdu. Otuz yıl önce Türkiye’ye gelmiş. Hala unutamıyormuş. Kocası Natie’yi de götürmek istiyormuş ama adam uçağa binmekten korkuyormuş. Biz de sahilden tekne ile gitmesini önerdik. Mekan sahiplerinin bize özel ilgisi genellikle müdavim olan diğer müşterilerde de bir ilgi oluşturdu. Velhasıl, Arda’ların sayesinde çok güzel yedik, içtik. Güzel bir gün geçirdik.

Bütün bu güzelliklerin arasında çalışanlar hariç çevrede hiç zencinin olmaması, daha doğrusu hiç zenci müşterinin bulunmaması Cape Town’ın acı gerçeklerinden biriydi. Ama burada belirteyim, en azından, burada tanıdığımız beyazların zencilere karşı bir ön yargıları, ırkçı bir bakışı olmadığını gördüm. Hatta onlara yapılan haksızlıkları hep dile getiriyorlar. O restoranda çalışan zenci elemanlar da müşterilerle arkadaşça bir ortamda, gayet mutlu gözüküyordu. Sanırım problem başka yerlerde. Bu durum, zencilerin daha çok ekonomik güç kazanması, eğitim durumlarının artması ile bir gün değişecek sanıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz