Pazartesi günü Joe bizi Cape Town’ın güneyine, meşhur Ümit Burnuna ya da bir diğer adı ile Table Mountain Milli Parkına götürdü. Milli parkın giriş ücreti kişi başı 100RAND, araçtan para almıyorlar. Bu alanda 250 kuş çesidi, 1100 endemik bitki, bir dolu “tehlikeli maymun”, yürüyüş ve bisiklet alanları, balina gözleme noktaları, okyanusların ayrım noktasının görüldüğü Deniz Feneri vs. var.

İlk molamızı, Arzu’nun özel ilgisi nedeniyle, Batı sahilinde, Simon’s Town’un Dido Valley Road’unda, Kapadokya’da “taşçı” dediğimiz yerlere benzeyen değerli taşlar satan bir yerde verdik. Böylece Cape Town’da turistlerin alış veriş yaptığı yeri gördük. Sonra yine sahilde, bir Türkün sahibi olduğu, bu nedenle kapısında Türk Bayrağı dalgalanan bir otelin fotoğrafını çektik.

 Milli parka gerçeğini bulamayınca “çakma” maymunlar koymuşlar 🙂 Şaka bir yana bu babunlar yiyecek verilmeye çalışılması, yaklaşılması durumunda çok tehlikeli olabiliyorlar. Bunu bilmeyen turistler, “Ay ne şirin şeyler” diye sevmeye kalkışınca, üzerine bir de ısırılıp AIDS kapıyorlar.

Sonra Cape Town’a gelen her turistin klasik fotoğraf çektirme yeri olan Ümit Burnu tabelası ile fotoğraflarımızı çektik. Daha sonra tepeden Okyanusların birleşme yerini görmek için yukarı çıktık ama teleferik Dünya Kupası hazırlıkları için tamire alınmıştı. Deniz Fenerine çıkmak için ya yürüyecektik ya da önünde uzun bir kuyruk olan minibüsleri bekleyecektik. Vazgeçtik. Zaten burası Afrika’nın en uç noktası gibi bilinmesine rağmen bu doğru değil. Kıtanın gerçek güney ucu Ümit Burnunun 160 km güneydoğusundaki Agulhas Burnu ve buradan geçen 20° Boylam Hint ve Atlas Okyanusunu ayıran sınır kabul ediliyor.

Park alanından çıkınca, Zimbabve’de yapılan taş heykellerin satıldığı bir yerde durduk. Her biri bir sanat eseri olan bu heykelleri almasak ta hayran hayran seyrettik. Fiyatları biraz pahalı idi, almak zorunda kalırız diye de pazarlık işine girmedik. Satıcı eleman, o dev heykelleri istediğimiz ülkeye gönderme yapabileceğini söyledi.

Dönüşte batı sahilini takip edip Ümit Burnu etrafında tam bir tur yaptık. Daha sonra Joe bizi Masa Dağına götürmek istedi ama “bugünlük bu kadar yeter” dedik. Başka güne bıraktık, sonra da Masa Dağına çıkma olayı arada kaynadı gitti. Millet dünyanın öbür ucundan o dağa çıkmaya geliyor, biz bir haftada çıkamadık. “Her zaman ikinci ziyaret için bir şeyler bırakmak lazım”. Bir de yine her turistin mutlaka ziyaret ettiği, Mandela’nın hapis yattığı Robben Adasına gitmek kısmet olmadı. o da bir başka sefere artık…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz