Dün sabah Namutoni kampından ayrılıp, hayvan peşinde yollara düştük. Bu olayı daha önce Kruger’de yaptığımız için tecrübeliyiz. Krugerle Etosha arasındaki temel fark, orada ana yolların asfalt burada toprak olması. Bir de burada 50Km/h ile 10Km/h daha fazla hıza izin vermişler.

Etosha Milli Parkı epey kırpıldıktan sonra şu an 22.270 Km2 bir alana sahip. Kuzey tarafı parkın üçte biri kadar bir alanı kapsayan kurumuş tuz gölü, batı tarafı ise, niyeyse, sadece turizm acentalarına ayrılmış. Parkta dört tane kalınacak yer var. Bunlardan Onkoshi, iki sene önce açılmış, geceliği 650$. Biz ise doğal olarak diğer üç kampta sırası ile kalacağız. Yanlış hatırlamıyorsam üç gece, kamp alanında kalma, park ziyaret vs. için toplam 510NAD/120TL ödedik. Eğer lüks bungalovlarda kalmak isterseniz fiyat gecelik 60$’a kadar çıkıyor.

Kamp alanlarında ortak bir banyolar, tuvaletler ve kap kaçak için sıcak su akan musluklar var. Ayrıca, her bölümde, mangal yeri, su musluğu, lamba, prizler mevcut. Buraya gelenlerin, kimisi çadır kuruyor, kimisi ciplerin üzerine monte edilmiş çadırlarda kalıyor. Bizim gibi arabanın bagajında yatan başka kimseyi görmedik.

İlk gece kaldığımız Namutoni, Almanlarca yerlilere karşı bir kale olarak inşa edilmiş. İkinci gece kaldığımız Halali ise artık dökülmeye başlamış. Üçüncü gece Okaukuejo‘da kaldık ki fena değildi. Etosha kamplarında bol bol ziyaretçilerimiz de vardı. Özellikle mangal yaparken etrafımızdan çakallar eksik olmadı. Neyse ki kovalayınca gidiyorlar. Ama ikinci gece Halali kampında çöp bidonumuzuı karıştıran zırhlı yaratık, Arzu’nun söylemesine göre dünyanın en güçlü çenesine sahipmiş. Bekçilere söyledim. Önce “bir şey olmaz” diye önemsemediler, ama benim tırstığımı görünce, gelip bizim bidonu uzağa taşıdılar. Ama hayvan bir süre sonra komşunun bidonunda belirdi. Bir de pek bilinmeyen tehlike, sincaplar. Çünkü buralarda kuduz çok yaygın ve sincaplarda fareler gibi önemli kuduz taşıyıcılardan. O nedenle müze yetkilileri “yiyecek vermeyin, muhatap olmayın” dese de, turist milleti, “ay ne şirin şeyler” diyerek üzerilerine saldırıyor.

İlk gün, kamptan çıkar çıkmaz, bir zürafa sürüsüne rastladık. Aslında mevsiminde gelmedik. Biz  burayı her ne kadar, Türkiye’de kış burada yaz diye düşünsek de gerçek biraz farklı. Burada temel olarak iki mevsim var. Yağışlı ve kurak. Şu an yağışlı mevsimdeyiz, otlar yüksek, su sıkıntısı yok. O nedenle hayvanlar kafalarına göre sote takılıyorlar. Ama Mayıs-Eylül arası kuru mevsimde, göletlere gelip kabak gibi ortaya çıkıyorlar. Gerçi ilk defa buraya gelen birisi antilopları, zürafaları, zebraları görünce başı döner ama, biz artık onlara alıştık. Bir bu milli parkların raconu aslan görmek. Herkes onun peşinde, sonra ise leopar geliyor. Biz nadir görülenlerden Siyah Gergedan ve yavrusunu gördük. Gariptir, fil göremedik. Oysa üretim fazlası varmış. Onun dışında antilop çeşitleri, dünyanın en bet sesli öten kuşu.

Arada ufak tefek maceralarda yaşadık. Kampa kapanmadan yetişmek için hız sınırları epey aşıp dönerken, solda bir ağacın dalında daha önce epey fotoğrafını çektiğim bir kartal gördüm. Ona bakarken Arzu’nun çığlıkları başladı, ben de fotoğraflık bir şey mi kaçırdım derken, bir anda önümde iki tane antilop beliriverdi. Frene basmakla basmamak arasında bir an kalıp, ikisinin arasından geçmek için gaza yüklendim. Antiloplar da, çevik hayvanlar, hafif sağa-sola kaçtılar, aralarından geçiverdim. Böyle durumlarda reflekslerimi, sakinliğimi ve ani karar verme hızımı seviyorum. Azıcık bocalamış olsam, hız sınırını aşıp korunma altındaki hayvanları öldürmekten ya içeri atarlarlardı ya da iyi bir ceza yapıştırırlardı. Vicdan azabı da bonus olurdu…

Bir de, dar bir yolda önümüze bir zürafa çıktı. Yolu kapatmış. hayvanı ürkütmemek için motoru stop ettim. Ama kımıldamıyor. Dayanamadım marşa bastım, hafif gaz verince, herhalde bunu aslan kükremesine benzetip kaçmaya başladı. Ama ne kaçış, kocaman hayvan, yavaş çekim, süzüle süzüle önümüzde gidiyor. Muhteşem bir görüntü idi. Sonunda zürafa kardeş, ağaçların arasına girdi, güya saklandı ama kocaman poposu açıkta. İyi ki aslan değildik, yoksa hiç şansı yoktu.

Halali kampının yakınında bir gölet var, seyir terası da yapmışlar. Dün akşam oraya gittik ama hayvanlar yağışlı mevsim olduğundan gelmedi. Bir de sivrisineklerin saldırısından daha fazla bekleyemedik. Etosha günleri böyle geçti. Her şeye rağmen gelmemize değdi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz