Nelspruit’de ara kiralama şirketini aradığımızda ucuzların bittiğini, ellerinde sadece 380Randlık bir araç kaldığını söylediler, mecburen kabul ettik, ertesi gün sanırım Türkiye’de üretilmiş, bir Fiat Linea geldi. Bir kez daha direksiyonu sağda araç kullanacağız. İlk anlarda biraz acemilik oluyor, sonra alışılıyor. Ama her şeye rağmen bence vitesi sol elle atmak, solak olmama rağmen, daha zor, ya da ilk alışkanlık kolayca değişmiyor.

Nelspruit’ten Arzu’nun şoförlüğünde bize tarif ettikleri yolu izleyerek çıktık. Ben tam güneydeki bir kapıdan giriş yapacağımızı hesaplarken, bir saat kadar sonra biraz daha kuzeye Numbi kapısına vardık. Bu kapıdan girmemiz aslında iyi oldu. Daha bir içeriye yanaştık. Kapıda günlük giriş ücreti 160Rand ödedik. Bir de, gayet güzel açıklanmış, kamp planı ve açıklamalar bulunan rehber kitaptan satın aldık. Bu ücret devam edecek günler için kalınılan kamplara ödeniyor. Son çıkış günü için ise ödenmiyor. Girişte adınıza bir hesap açılıyor, tüm kamplarda bu hesap takip ediliyor.

Kruger Milli Parkı hemen hemen İsrail büyüklüğünde bir alana sahip, bir de ona bitişik Limpopoyu katarsan, iyice geniş bir alana yayılıyor. İçerde beş büyük denilen aslan, leopar, fil, gergedan ve su aygırı haricinde çita, hipopotam, zebra, antilop çeşitleri, maymun, çakal, buffalo, zürafa ve bol kuş çeşitleri görülüyor. Tabi şansınız varsa ve doğru zamanda doğru yerde iseniz.

Kruger, Güney Afrika’daki tüm milli parklar gibi Sanpark denilen bir kuruluş tarafından işletiliyor. sanparks.org sayfasından herhangi bir parkta ve içindeki kampta rezervasyon durumu görülebilir. Parklar ve kamplar hakkında bilgi alınabilir.

Şimdi aşağıda üç günlük tecrübeme dayanarak ziyareti nasıl daha optimum hale getirebilirsiniz onu anlatacağım…

Kalınacak yer seçimi: İki seçenek var, ya park dışında ya da içinde. Dışarıda kalmak daha ucuz olabilir ama hayvan görme şansınızı sıfıra indirebilirsiniz. Hayvanlar ya sabah çok erken ya da akşam hava kararırken ortaya çıkıyorlar, özellikle aslan, çıta, leopar vs. Park içinde hız sınırı 50Km/h. Dışarıda kalırsanız, parka varma, kapılardan birinden işlemleri yapma ve biraz ilerleyene kadar ortalıkta hayvan falan kalmayabilir. Dışarıda kalan iki Arjantinli kadın da bu durumu yaşamışlar. Park ve kamp kapıları mevsimine göre 5.30-6.00 gibi açılıyor, 18.00-18.30 da kapanıyor. Dışarıda kalınca kampın büyüklüğünü ve, 50km/h hızı hesaba katarsanız. Genelde hayvanların görüldüğü yerlerde, hayvanlar ortaya çıkmaya başlayınca ayrılmak zorundasınız. Sonuç olarak park dışında kalmak pek mantıklı değil. Özellikle leopar ve aslan görmek istiyorsanız…

Kamplarda kalmak için genel olarak üç seçenek var, biz hepsini de denedik. Bungalov; en pahalısı, geceliği 120TL civarında, klimalı, banyo-tuvalet içinde. Hut; bungalova benzer, klima var, banyo-tuvalet ortak. Gecelik yanlış hatırlamıyorsam 60-70 lira gibi. Tent yani sahra çadırı, fan var, banyo-tuvalet ortak. Gecelik 50 lira civarında. Bu fiyatlar kamplara göre de değişebiliyor. Elbette daha lüks konaklama imkanları var.

Tüm konaklama yerlerinin buzdolabı var. Ortak mutfaklar var ama içinde kap kaçak yok. Yine bu üç tür konaklama mekanlarının hepsinin önünde bir mangal var. Yani kömürünü, etini, tavuğunu arabanın arkasına atıp öyle gitmek lazım. Buralarda, kara yolunda, her mola yerinde, her süpermarkette barbekü malzemesi satılıyor.

Tüm kamplarda restoran ve hediyelik eşya, kitap, dürbün, fotoğraf makinesi, yiyecek içecek satan süpermarketler var. Ama fiyatlar biraz yüksek. İnternet sadece üç kampta var.

Tur alma ya da araç kiralama: Araç kiralama hem hayvanları bulmak için daha avantajlı, hem de park içinde kamp değiştirmek için. Harcama olarak da turların yarı fiyatına mal oluyor. Yani kesinlikle araç kiralamak lazım. Kampların çok ucuza 35TL’ye sabah ve akşam üçer saatlik turları var. Ekstradan bunları yapmak bence gerekli.Yoksa yavru aslanları göremezdik, sabahın köründe asfaltta yatıyorlardı, biz gelince otların arasında kayboldular. Kampın turu sabah 5’de çıkıyor. Ve elemanlar hayvanların yerlerini bildikleri için hayvan görme şansını artırıyor. Dışarıdan tur alanlar, öğle vakti boş boş gezip sadece antilopları ve zebraları görüyor.

Nerelerde dolaşmak lazım: Lonely Planete kalırsa en iyisi bir 4×4 kiralamak ve toprak yollarda toz yutmak. Ama bizim gördüğümüz tüm hayvanlar, sabah kampın turu da dahil, hep asfalt kenarlarında oldu. Fiat Linea ile, gayet problemsiz, izin verilen toprak yollara girdik ve hemen hemen hiç bir şey göremedik. Konuştuğumuz tüm insanlar da bunu doğruladı. Kamplarda haritalar var, üzerine görülen hayvanların renkli magnetleri, görenler tarafından yapıştırılıyor. Özellikle aslanlar ve leoparlar en çok Lower Sabie kampı çevresinde sabah ve akşam görülüyor. Biz de öyle gördük. Letaba kampına kahvaltıya gittik, çok güzel manzarası var, etraf kuş dolu. Ve geyiğe saldıran su aygırını orada gördük. Biz ilk gece Olifants, sonra Lower Sabie ve son gece Crocodile’de kaldık. Rezervasyonları önceden yaptırmak lazım. Yoksa Crocodile yerine Lower Sabie’de kalabilseydik, herhalde leoparın geyiği yemesini görebilecektim. Bir de dediğim gibi şans lazım, Lower Sabie akşamı sağ yola girdik, sol yolda, kampa yeni giren bir İspanyol çift leopar görmüşler.

Araç kullanırken nelere dikkat etmek lazım: Öncelikle hız yapmamalı, bir şey görmek istiyorsan yavaş, 20-30km/h hızla gitmelisin. Mesela çalılıklar arasında, burnumuzun dibindeki, az bulunan bir tür çakalları böyle giden bir araçtan gördüler ve bize söylediler. Onlar olmasa ben oradan 50 ile geçer hiç bir şey göremezdim. Yolda giderken duran bir araç görürsen hemen yavaşlayıp, duruma göre rahatsız etmeden yanaşmak lazım. İnsanlar bu durumlarda gördüklerini birbirlerine gösteriyorlar, söylüyorlar. Yoksa son gün leopar mı çıta mı benekli bir hayvanın kıçını başka türlü çekemezdim.

İlk gün Skukuza kampından tüm rezervasyonlarımızı yaptık. Tüm kampların ortak bir sistemi var. O gece Olifants’a gideceğiz. Bayağı bir yol, bize 60km/h kadar çıkabileceğimiz söylendi ama yolda bir sürü hayvan görüp oyalanınca, yetişme problemi doğdu. Bende çoğu yerde 80 ile gittim, hatta Kruger’de 100 bastım demek için Arzu’nun çığlıkları arasında bir kaç saniye gaza abandım, ama siz bunu yapmayın. Gerçekten tehlikeli, zaten hızlı gidenler de bir araç görünce “hayvana bak basıyor” demesinler diye frenlere asılıyor. Son gün leopar falan mevzularından biraz geç kaldık. kaldığımız kamp 35 km, Kruger zamanı ile bir saat mesafede idi. Arkamızdan bir cip geliyor, zamana sıkıştık ama adamı görünce yavaşladım, o da mecburen beni takibe başladı. Adamın derdini anladım, geçmesine izin verdim, ben bir virajda kaybolunca hızlandı, onu gören ben de… biraz sonra adamın önüne çalıların arasından iki tane dev gibi gergedan çıktı. Adam az kalsın hayvanlara bindiriyordu. Sonunda kampa kapanmasına bir dakika kala vardık. Özellikle antiloplar bir anda yola atlıyor. Mümkünse zamanı iyi ayarlayıp bu durumlara düşmemek lazım.

Hayvanlara kesinlikle yiyecek vermemeli, bu duruma alışan hayvanlar, saldırganlaşıyormuş ve kamp yönetimi de onları vurmak zorunda kalıyormuş. Yiyecek verdiğiniz hayvanın ölüm fermanını imzalıyorsunuz diye her yere yazmışlar. Uyarıları dikkatle okumalı, örneğin Olifants kampında, gece babunlar, dışarıda bulunan buzdolabını yağmalıyormuş. Dolabın kapısını duvara çevirin diyorlar.

Kruger Park, resmi olarak malaria yani sıtma bölgesi. Ama gayri resmi yerlerden duyduğumuz bu sıtma daha çok Mozambik sınırına yakın yerlerde varmış. Şu an mevsiminde olmamıza rağmen, kamplarda hemen hemen sivrisinek görmedik. Bence, öyle abartıp, yan etkileri insanı mahveden malaria ilaçlarından almamak lazım. Adamlar tüm önlemleri almışlar, burası önemli bir turizm gelir kapısı, ama ne olur ne olmaz diye uyarı yapıyorlar ki kazara birileri hastalık kapıp tazminat falan (Amerikalılar yapar çünkü) istemesin. Bu benim fikrim, parkın her yerinde bu parka “riskini bilerek” giriyorsunuz diyorlar ve kapıda bir yazı imzalatıyorlar.

Kruger’e kaliteli bir SLR body ve 400-500mm gibi zoomlarla gelmeli. Ama bu şekil, kaliteli aletlerle buraya gelecekler, pek ortalıkta dolaşmamalı, doğrudan parklara konuşlanmalı. Bir de bir kuş var ki, kovalasan gitmiyor, kolaya kuş fotoğrafı çekmek isteyenler için bire bir. Ayrıca, kaliteli bir dürbünle gelmek oldukça yararlı olur. Gezen insanların çoğunda iyi-kötü bir dürbün var. Kamp mağazalarında 100 Liradan 3000 Liraya dürbünler satılıyor, en pahalılar Pentaxlar.

Şimdilik Kruger hakkında yazacaklarım bu kadar, daha sonra bir şey hatırlarsam eklerim.

PAYLAŞ
Önceki İçerikSwaziland
Sonraki İçerikMozambik

1 YORUM

Comments are closed.