Üç gece Kruger parkta kaldıktan sonra, ayın 12’sinde Nelspruite döndük, araçı teslim için, Cape Town’a bir paket gönderip, safra atacağımızdan, merkez postane önünde buluşmayı kararlaştırdık. Arzu paket işini hallederken eleman geldi. Ona postanede işimiz bitince bizi dolmuş (kombi ya da taksi diyorlar) durağına bırakırmısın dedik, elbette dedi.

Ama adam bizi yanlış anlamış, iki cadde ters taraftaki, otobüs şirketine götürdü. Otobüsle gitmek istemiyoruz, sınırda vakit kaybetmemek için, vizesiz yolcu kabul etmiyorlar. Nelspruit’de bir Mozambik Konsolosluğu var ama oradan vize almak bize bir gün kaybettirecek. Dolmuşlar daha esnek. Biz daha önce Swaziland’dan gelişinden durağı biliyoruz ama eleman sağa sola soruyor, ve sonunda buluyor, fakat bir minibüscü bizi arka sokağa yolluyor. Eleman orada da sormak için iniyor sonra bir telaşla dönüyor, şöförler kavga ediyormuş. Ben bu zenci adam bile bu kadar korktuysa bu işte silah falan vardır diyorum. Ertesi gün gazetede okuyoruz, hat kavgası çıkmış, araçların camları kırılmış, silahlar patlamış, bir kaç yaralı varmış. Neyse bir tur daha atıp Mozambik dolmuşunun kalktığı yeri buluyoruz. Yeni Mercedes minibüs dolu, bize eski küçük Toyota düşüyor. Bir kağıda yine pasaport bilgilerini yazıp yerimize yerleşiyoruz.

Sınırda bayağı bir kalabalık var. Güney Afrika tarafında gördüğüm kadarı ile yeni bir yer yapıyorlar. Çıkışımızı alıp,sıcak altında epey bir yürüyüşten sonra Mozambik tarafına geçiyoruz. Burada normal kuyruğa giriyoruz, tam sıra bize gelecekken yanda “vize masasını” görüyoruz. Oradaki görevli süper yavaş hareketlerle pasaportları ve 25 dolar vize ücretini alıyor. Bu sınırda daha önce görevlilerin “rüşvet” aldığını, kuru hesabında turistleri kandırdığını falan okumuştuk. O nedenle vize ücretlerini, Dolar, Rand ve Meticais (Mozambik Parası) olarak gayet net olarak yazmışlar. Bir de yolsuzluk yapan görevlileri ihbar telefonları bulunan broşür koymuşlar. Paraları alan polis biraz sonra geri geliyor ve verdiğimiz dolarların 2006 yılından eski olduğunu ve kabul edilmediğini söylüyor. Biz bu tarihi 2004 olarak biliyorduk, ona göre hazırlanmıştık, demek, güncellemişler. Biz de 176 Rand olarak ödüyoruz, herhalde para üstüne konmak için böyle yapıyorlar diye düşünüyoruz. Vize işlemi biraz uzuyor, içerde televizyonda maç seyrediyorlar. O sırada minibüsdeki yolculardan biri geliyor. Bir problem varsa gideceğiz diyor. Biz yok, bir dakika sonra hazır olur diyoruz. Bir Afrika dakikası yani on dakikka sonra pasaportlar ve paranın üstü kuruşu kuruşuna geliyor. Giriş kuyruğuna bir daha girecek miyiz diye soruyoruz, görevli “hayır, hepsi bu” diyor. Pasaporta hem vizeyi, hem girişi yapmışlar. Sonra bunu kimseye göstermeden Mozambik’e giriyoruz, yani, biz vize almasak, elimizi kolumuzu sallayarak Mozambik’e girebilirmişiz. Ama burada pasaport taşımak zorunlu, hatta polisin yolsuzluğuna karşı, pasaportun noter onaylı bir fotokopisinin taşınmasının daha iyi olduğu, pasaportun asla kimseye verilmemesi gerektiğinden söz ediliyor. Ama daha sonra, hostelde, resepsiyoncu, artık pek gerek olmadığını söyledi. Onlar da, şikayetler gelince bazı uygulamaları düzeltmişler.

Güney Afrika, Nelspruit’den başlayan çift seritli, duble değil, paralı yol Mozambik’de de devam ediyor. Görünüşe göre aynı şirket tarafından yapılmış. Burada da Güney Afrika’da olduğu gibi, çoğu yerde hız sınırı 120km/h. Biz de duble yollarda bile 90km/h. Yol seyrek ağaçlıklı ama yeşili bol, düz bir ova boyunca ilerliyor. Başkent Mobutu’ya yaklaşırken polis dolmuşu durduruyor. Şoför, eline parayı hazırlıyor. Her şey “legal” diyerek arkaya geçiyorlar. Mozambik’te trafik İngiliz usulu olmasına rağmen, Portekizce konuşuluyor. İspanyolca ve Portekizce benzer diller. Ama bir aydır İngilizceye o kadar alışmışım ki, cümlelere İspanyolca başlayıp Portekizce devam edip İngilizce bitiriyorum, bu karşımı da doğal olarak kimse anlamıyor.

Öğleden sonra, Mozambik’te, başkent Mabuto’ua vardık. Dolmuşun bıraktığı yerden bir taksi ile Mao Tse Tung caddesindeki Fatima’nın yerine giderken bir ATM’de durup para çektik. Fatima’nın yerinde sadece dört kişilik aile odası boş, ertesi güne de full. Biz de ertesi gün Tofo’ya gitmeye karar veriyoruz. Mabuto’yu dönüşte görürüz artık. Fatima, buradaki bir kaç backpackers yerinin en merkezi olanı. Tipik korumalı duvarlar arkasında, büyük bir ev, ve avlu-bahçe.

Akşam epey bir yürüyerek şehir merkezine indik. Mozambik’te gündüz, pek ana yollardan ayrılmamak şartıyla, sokaklarda yürünebiliyor. Haritalarda girilmemesi gereken bir bölge var. Fotoğraf çekerken de çok dikkat etmek lazım. Mozambik, devrimci bir geçmişten geliyor. Bayraklarında kaleşinkof var. Eski doğu bloku ülkeleri vatandaşları vizeden muaf. Cadde isimleri Karl Marks, Friedrich Engels (32 yaşındaki İngiliz Matt gibi, “kim o hiç duymadım” demeyin), Che Guevara, Mao Tse Tung etc… Savaşlarda epey kan döküldükten sonra, sakinleşmiş. kendine gelmeye çalışıyor.

Gece Pirata restaurantda bir salata ve makarna yedik. Deniz ürünlü salatadan sonra makarnaları bitiremedik. Dört tane de bira, hepsi bizim paramızla 35 Lira. Yemek yiyenlerin çoğu batılı. Burası buranın kalbüstü yerlerinden biri olmalı. yemekten sonra bir taksi ile Fatima’ya döndük, gece sıcak ve nemden uyumak pek mümkün olmadı. Odalarda sadece fan var. Ertesi gün sabah erkenden Tofo’ya gideceğiz.

PAYLAŞ
Önceki İçerikKruger Milli Parkı
Sonraki İçerikMabuto – Tofo