Son iki gün deniz, kum ve güneş üçlüsü ile geçti. İlginç bir durum yok yani…

Dün akşam Hampi için otobüs bileti aldık. Hampi’ye giden iki şirket varmış ama bütün acentalar Paulo Travels’ın otobüsünü satıyor. Galiba herkes de onu satın alıyor. Fiyatlar ise hepsinde aynı, klimasız otobüslerde oturarak 600, yatarak 700 rupi. İnternet’ten bulduğumuz yorumlar Hindistan yollarında yatarak gitmenin pek rahat olmadığı yönünde oldu. Bu nedenle seeter/oturarak Hampi biletini Bliss diye bir acentadan aldık. Paulo Travels’in İnternet sayfasında fiyatlar bir 150 rupi daha düşük ama biletleri nereden nasıl alırız bir bilgi yok. Mail atın yazıyor, attık ama bir yanıt gelmedi. Ayrıca sayfada klimalı otobüs fiyatları da var ama sorduğumuz tüm acentalar klimalı otobüs olmadığını kesin bir şekilde söylediler. Artık gerçeği otobüse bindiğimizde öğreneceğiz. Yaşar söyledi, Mumbai’den gelirken aynı otobüste bulunanlar 600 rupiden 1000 rupiye kadar çeşitli bilet fiyatları ödemişler.

Kaldığımız yer ve Fransız kızlar
Kaldığımız yer ve Fransız kızlar

Buralarda dolar falan bozdururken bir kaç yere sormak gerekiyor. Sorduğum ilk yer 47 rupi verdi. İkinci yer olan Bliss 48.5 verince otobüs biletlerini de oradan aldık. Böylece biletin bir 150 rupisi kurtulmuş oldu.

Otobüsler 3 kilometre ötedeki Chaudi şehrinden geçiyor. Oraya kadar bir rikşa ile gideceğiz. Chaui, Conacana vilayetinin il merkezi. Yani Kocaeli-İzmit gibi. Biz bunu anlayana kadar 3 gün geçti. Tren istasyonu “Conacana” diye geçiyor. Şu an bulunduğumuz plajın olduğu Palolem ise Chaudi’nin bir köyü.

Palolem’de altıncı ve son güne Nepalli garsonun THY uçağının düştüğünü haber veren gazeteyi bize uzatması ile başladık. Bir diğer gazete de yine ilk haber olmuştu. Dün tanıştığımız iki Fransız kız, biri Arap asıllı, kıvırcık saçlı ve adı Samira, buraya THY ile gelmişler ve Paris-Mumbai uçuşu için 400 euro ödemişler. İkisi de çok güzel İspanyolca konuşuyor. Samira bir haftalığına gelmiş. Aurelia ise kuzeye devam edecek, o nedenle bizden epey tüyo aldı.

Yine deniz ve kahvaltı olayından sonra İnternet kafeye geldim. Akşama buradan ayrılıp Hampi’ye gidiyoruz. Otobüs saat 21.30’da Chaudi’de olacak. Oradan sonra bir 10 saat sürecek yolculuk bizi bekliyor.

Otobüs gece olduğu için odayı öğlen terk etmedik. Sonuçta 10 lira kadar bir şey ödüyoruz. Akşam tanıdıklarla vedalaştıktan sonra 50 rupi verip bir rikşa ile Cahudi’ye geçtik. Bizden önce gelip bekleyenler var. O sırada tuhaf bir şey oldu. Bizim gibi otobüs bekleyen bir gencin etrafında toplandılar, kız arkadaşı panik halinde ağlıyor. Yerde cep telefonu ışığında bir şey arıyorlar. Sordum, elemanın dişi düşmüş. Bende fener var. Yardım ettim ama dişi bulamadık. O sırada polisler ambulans çağırdılar. Dişini kaybeden çocuk ve arkadaşları doluşup gittiler.

Otobüs gecikince herkeste bir gerginlik oldu. Sonunda Paulo turdan bir otobüs geldi ama bizi almadan gitti. Otobüs bugüne kadar Hindistan’da gördüğüm en temiz, gerçek bir otobüs idi. Bize de böyle bir otobüs düşer mi diye sevindik ama daha sonra gelen Island turun Hampi otobüsü beklentilerimizi daha gerçekçi hale getirdi. Sonra Paulo turun Manglore otobüsü geldi, herhalde bundan kötü olamaz diye düşündük. En sonunda 21.15’de gelip 21.45’de kalkacağı söylenen otobüs 22.10’da geldi. Evet, Manglore otobüsünden biraz daha iyi gibi.

Hotel Varadaraj, Ankola'da mola
Hotel Varadaraj, Ankola’da mola

İnternet’te ve LP yorumlarında yatarak gitmenin pek rahat olmadığını okumuştuk ama oturarak gitmek ondan kötü çıktı. Otobüs önce iki saat güneye gitti. Goa eyaletinden Karnataka eyaletine sınır geçişinde polis otobüse girdi, el feneriyle milleti kontrol etti. Daha sonra Ankola denilen bir yerde Hotel Varadaraj’da durduk. Island turun otobüsüne yolcular verip, yolcular aldık. Yarım saat sonra tam yola çıkacakken, şoför karnımı doyuracağım diyerek gitti. Millet otobüse binmişti, öyle bir yarım saat kadar daha bekledik. Bunları niye mi yazıyorum, 250 kilometrelik yolu nasıl 12 saatte gittiğimizi anlamanız için…

Bu arada dikkatimi çeken, mola yeri toz toprak, otobüs yolcusu Avrupalı bazı hatunlar çıplak ayakla ortalarda dolanıyorlar. Bir tanesi de kirli bir bardakla almış çayını, oturmuş yere, ne suya güvenilir ne oturulan yere. Neyse ki tuvalete giderken birilerinin terliğini alıyorlar. Gecenin yarısı, börtüsü var böceği var, bir de ortalık tüküren Hintlilerle dolu. Ne zannediyorlar ki, Londra’nın hijyen parklarında olduklarını mı?… Tamam hijyen olayını abartmamak lazım ama tersini de abartmamak lazım, diye düşünüyorum. (Yıllar sonra gelen edit: Bu Hindistan gezisi ve sonraki yıllarda görüşlerim oldukça değişti, ben de ortama uyum sağlamaya başladım. Hala o kadar olmasa da bayağı kendimi geliştirdim  😉 )

Mola yerinde beklerken elektrik kesildi. Hindistan da elektrik kesintileri olağan bir olay. O nedenle Eminönü’nden iki liraya aldığım el feneri bayağı işimize yaradı. Buralarda böyle şeyler ve pil pek bulunmuyor.