Dün güneş batışı olayından sonra güneş doğuşuna gitmekten vazgeçtik, sabah 7.30’da anlaştığımız tuk-tukçunun durağına gittik. Ama bizimki herhalde daha kıyak bir iş bulmuştu, ortada yoktu. Bizde başka biriyle Angkor Wat, Angkor Thom, Ta Prohm ve Preah Khan için 10 dolara anlaştık, sonra yolda bu sonuncusuna gitmemeye karar verdik.

Bu Angkor Wat’ı görme isteği, bende, 2001 yılında doğdu. Tayland, Pattaya’da bizim Miniaturk gibi minyatür eserlerin olduğu bir parka gitmiştik. Angkor Wat’ı ilk olarak orada, küçültülmüş olarak gördüm ve hayran oldum. Yani, Dünyada böyle bir şey var ve haberim yok. Takılmış kalmışız Avrupa kültürüne. Oraya muhakkak gitmeliyim diye yıllardır düşünürdüm, bu güne kısmetmiş.

Angkor Wat, 12. yüzyılda yapılmış, yani daha Rönesans, Osmanlı falan ortada yokken. Kral II. Suryavarman zamanında başlamış.

Geziye, Angkor Thom’un içinde bulunan Filler terasından başladık, iyi ki ilk buraya gelmişiz. Kimse yoktu ve ışık fotoğraf için çok uygundu. Oradan yürüyerek, terasın arkasındaki Phimeanakas tapınağını gördük. Baphuon’un yanından geçtik ama içine girmedik. Sonra, buranın en gösterişli tapınağı, 200 dev insan yüzünün bize baktığı, Bayon’a ulaştık. Ortalık insanı bunaltacak derecede turist kaynıyordu. Neyse tepesine kadar çıktık, bir rehberle meslek geyiği yaptık. Burada bütün rehberler üniformalı. Sonra Bayon’un etrafını dolanıp bir kaç fotoğraf çektim. 2 saat zaman görmek için yeterli. Meraklısı daha fazla kalabilir.

Angkor Thom’dan çıkıp Ta Prohm’a geçtik, burası da turist kaynıyor. Burada o meşhur duvarlara girmiş ağaç kökleri var. Neyse dışarıdan dolanıp sakin bir kaç yerini bulduk. Bir saat kadar da burada kalıp, saat 12’de Angkor Wat’in karşısındaki Angkor Cafe’ye bir şeyler yemeye gittik. Yemekleri iyi, fiyatlar dolar üzeri, iki kisi 20 YTL verdik. Kamboçya, Laos ve Vietnam’a göre pahalı denilebilir. Sokakta yemek daha ucuza gelebilir, gerçi onlar da bir ufak suya bir dolar diyorlar ya… Sokakta bir kere ananas yedim onda da zehirlendim, bir daha kolay kolay denemem (büyük konuşmamalı, alışınca yeniyor). Bir de bu Kamboçya fakir falan ama süpermarketlerde bulunan Avrupa menşeli içecek çeşidi bizde bulunmuyor. Batılılar kendilerine göre bir yaşam düzeyi kurmuşlar, yaşıyorlar.

Saat birde, turistler gelmeden Angkor Wat’a geçtik, her tapınak girişinde fotoğraflı biletler kontrol ediliyor. Bir buçuk saat kadar burada kaldık, Rölyefler muazzam. Dört bir yanını dolaştıktan sonra, saat 14.30’da sıcak ve tozdan bunalmış halde otele döndük.

Sonuç olarak bence, bu şekil bir gezide, burada bir günlük bilet yeterli. Biz istesek iki üç tapınak daha görebilirdik. Üstelik güneş doğuşuna gelseydik daha çok zamanımız olacaktı. Ama forumlarda falan bir sürü insan üç günlük bilet aldığını, bir günün yeterli olmadığını söylüyor. Biz bir günü bile dolduramadık. Üç günlük alınca biraz uzaklara falan gidiliyor, Banteay Srey gibi. Bir daha gelirsem oraları da görürüm. Her zaman bir daha dönmek için bir şeyler bırakmaktan çekinmiyorum. (Altı sene sonra döndüm yine aynı oldu, demek ki benim için normali bu)

Yarın Tayland’a geri dönüyoruz, sınıra kadar taksi ile gideceğiz, yol çok kötü imiş ve otobüs çekilmez diyorlar. Taksi 3 saat, otobüs 6 saat, bir de üstüne bozuk yol. Zaten Laos ve Kamboçya’da gördüğümüz kadarı ile sadece turistlerin geçtikleri yollar asfalt, gerisi toprak yol. Tayland sınırından Bangkok’a saat başı otobüs, tren vs. varmış. Bangkok’a varınca o kısmı da anlatırım.

PAYLAŞ
Önceki İçerikSiem Reap
Sonraki İçerikBangkok’a dönüş