İki aylık Filipinler olayı bitti. Bugün, Cebu şehrinden Malezya’nın Penang adasına geldim. Uçuşum sabahın yedisinde olduğundan dolayı Cebu’da son gün havaalanının bulunduğu Mactan adasında Stopover hostelde kaldım.

Stopover Hostel’in odaları gayet temiz, her yatak başında çift priz ve lamba var. Çatı katına gayet rahat bir sosyal ortam yapmışlar, ayrıca değerli eşyaların koyulabileceği kamera gözetimli büyük dolaplar “locker” koymuşlar.

Stopover hostelin arka mahallesi, gecekondular
Stopover hostelin arka mahallesi, gecekondular

Havaalanına yürüyerek bir yarım saatte gidilebilir ama Uber taksi çağırmak oldukça ucuza geliyor. Sizde yoksa resepsiyon çağırıyor. Koğuştan bir Japon da aynı uçağa gidiyordu. Hadi bölüşelim dedik ama o kadar az tuttu ki bozuklukları karıştıran Japon’a “boş ver benden olsun” dedim.

Cebu-Mactan Airport

Havaalanına girer girmez Japon koşarak 7 Eleven’a gitti. Niye böyle yaptığını sonradan anladım. Havaalanınında yeme içme o kadar kazıktı ki.. Japon enformasyonu almış, kahvaltıyı ucuza getiriyormuş. Ben ise salak gibi bir kahve ve kruvasan’a 20 lira verdim. Açıkçası adamların bu konularda bağlantıları çok iyi. Bu tür şeyleri hemen öğreniyorlar. Şimdi siz de öğrendiniz 🙂

Alanda Uluslararası uçuşlar için 750 peso vergi ödeniyor. İlerde değişebilir ama şimdilik böyle.

Bu uçuşu AirAsia’dan aldım. Cebu-KL ayağı ₺200, KL-Penang ise ₺60 tuttu. Evet, böyle bir fiyat bilgisi verdikten sonra Kuala Lumpur havaalanı transfer olayını da anlatayım, olay tam olsun.

Kuala Lumpur havalimanı

Kuala Lumpur’a varınca ilk önüme çıkan AirAsia görevlisine “İç hat aktarmam var, ne yapayım? Pasaport kontrolden çıkayım mı, Penang’da mı çıkmalıyım?” diye dilimin döndüğü, İngilizcemin yettiğiyle sordum. O da “bagajın yoksa Domestic Transfer tabelasını” izle dedi. Sadece el bagajı ile seyahat ettiğimden dediğini yaptım. Eğer check-in yapılan bagajım olsaydı, nasıl olurdu bilmiyorum. Üç olasılık var. Bir, bagajı Cebu’dan Penang’a kadar gönderirlerdi. İki, iki uçuşta AirAsia’nın olmasına rağmen aslında iki ayrı şirketler olduğu ve bağlantılı uçuşlar olmadığından pasaport kontrolden geçip, bagajı alıp, sonra iç hatlara geçip yeniden bagajı chek-in’e vermem gerekebilirdi. Üç, bu bagaj aktarma işini Transfer Desk’ten yapabilirdim.

Neyse, bunlar olmadı. Epey bir yürüdükten, bir kaç kere sorduktan sonra “Transfer Deski” buldum. Burada ikinci uçuş için “biniş kartı” veriliyor. Ben AirAsia’nın uygulamasından telefonda “boarding pass” üretmiştim. Ancak uygulama İnternet bağlantısı yoksa çalışmıyor. Havaalanı bedava İnterneti o an bağlandı, sırf olayı denemek için, kıza bunu kullanabilir miyim dedim. Kız ilerde pasaport kontrolden geçeceksin, eğer uygulama içinden ise olur ama ekran görüntüsü “screenshot” ise olmaz dedi. Tamam dedim ve yoluma devam ettim. Buraya benim gibi seyahat edenler için tek gişelik bir pasaport kontrol koymuşlar.

Pasaport görevlisine uygulamadan biniş kartını gösterdim, blip blip yanıp sönüyor, screenshot olmadığı belli. Baktı ve “Malezya’da ne kadar kalacaksın?” diye sordu. Ben de “bir on beş gün kadar, daha tam karar vermedim” dedim. Düşünceli düşünceli bir daha sorup, pasaportu karıştırınca “Türk vatandaşlarına otuz gün mü veriyorsunuz?” diye sordum. “90 gün” dedi. Eh kardeşim, zaten sorgusuz sualsiz 90 gün veriyorsun, daha neyi soruyorsun. Neyse fazla uzatmadan damgayı bastı ve iç hatlar bölümüne geçtim.

Kuala Lumpur içhatlarda yemekler
Kuala Lumpur içhatlarda yemekler

İç hatlar bölümünde sadece bir tane ATM var, sorunsuz ringitleri çektim. 100 ringit bu aralar 80 lira. Bir ufak market var, bisküvi fiyatları yirmi katı, acayip. Bir poğaça, börek yapan yer var. Güzel kokuyor ama o da pek ucuz değil. Sonra ufak bir lokanta var. Fiyatlar gayet ucuz. Hemen gözüme deniz ürünlü noodle “Penang Prawn Mee” kestirdim, fiyat 9 lira, lezzet süper..

Dört saat bekleme İnternet falan derken geçti, uçağa binerken bakalım kabul edecekler mi diyerek, biniş kartının screenshot’ını gösterdim. Eleman bir baktı, kayıt falan almadı, geç dedi. İyi de o zaman kağıda basanlardan neden bir parça koparıyorsun?.. Vardır bir nedeni.. Mesela Cebu Pasific’in uygulaması bu biniş kartını imaj olarak telefona fotoğraf galerisine kaydedebiliyor, uçağa binerken üzerindeki numaraları not alıyorlar.

Uçakta telefon kullanımı

Güney Amerika’da böyle idi, bu Asya da aynı şekilde.. Hani uçakta telefonu falan kapatın diyorlar ya.. Buralarda böyle bir kural yok. Yıllardır bakıyorum, diyorlar da kimse telefonu tam kapatmıyor, ekranı kapatıp çantaya atıyor. Uçak moduna falan da almıyorlar, üstüne İnternet hep açık. Havada laptopu açtım, beş altı tane bağlantı var. Yani İnternet’e bağlanmakla yetinmiyorlar bir de üstüne hotspot’u açmışlar yayın yapıyorlar, katmerli yani. Yanımdaki kadın uçak inerken çatır çatır messengerden chat yapıyordu. Ha ona bir şey desen öbür taraftaki yine aynı şekilde, görevliler de görüyorlar.

Bizde böyle bir şey olsa millet ayağa kalkar, uçak düşecek diye sinir krizleri geçirirler. Şahit oldum da ondan biliyorum. Şimdi bu bölgede her gün yüzlerce uçuş var, yıla vursan sayısını hesaplayamazsın. Bu olay nereden baksan, benim bildiğim özellikle son beş yıldır böyle. Ben daha bu salla pati uçan şirketlerin bırak telefon yüzünden, başka bir şeyden düşen uçağı olduğunu duymadım. O zaman bizde niye bu kadar olay oluyor, velhasıl anlamadım..

Penang’a varış

Penang havaalanına gelince danışmaya şehir merkezine yani Georgetown’a nasıl giderim dedim. 401 numaralı otobüse bin dedi. Bunu daha önce de okumuştum. Dışarı otobüs durağına gittim. Şoföre “401 numara mı?” diye sordum. “102 numara ama bin, aynı yere gider” dedi.

Penang Street Art
Penang Street Art

Aslında bu olay tezlere konu olacak psikolojik anlar içeriyor diye olayı abartıp anlatayım. Böyle durumlarda tecrübeli bir gezgin olarak hemen seri bir şekilde olayın analizini yapmak gerekiyor. Tüm bilgi şehir merkezine 401 numara gider. Kafadan olasılıklar geçiyor. Bir, şoför beni anlamadı. İki, bu başka şirket, tam oraya gitmiyor, müşteri kapmaya çalışıyor. Üç, acaba daha mı pahalı?.. İki kız var onlar da aynı şekilde, olayı anlamaya çalışıyoruz. O sırada bir adam geliyor, buna binin, öbür otobüs geç gelir diyor. Acaba bunlar şirket mi diyorsun. Neyse “kaç para?” diye soruyorum, 2.70 diyor. Bir problem çözüldü, fiyat 401 ile aynı. Sonra haritadan gideceğim hosteli gösteriyorum. Şoför ısrar ediyor, “buna bin, bu asıl seni gideceğin yere götürür” diyor. İnip otobüsün önüne bakıyorum, numara falan yazmıyor. Adi İnternet dışarıda kesildi, bilgiyi kontrol edemiyorum. GPS çalışmıyor. Karar vermek lazım, 3 ringiti bayılıp duruma teslim oluyorum, kızlar da aynı şekilde..

Exact fare

Şimdi burada iki detay var.. Bunları da anlatayım, Penang başka yazıya kalsın. 3 ringit mevzu. Gelmeden okumuştum, burada otobüslerde “exact fare” denen bir şey var. Bunu bir kaç ülkede daha gördüğüm için, biliyorum. Türkçesi “tam fiyat” yani para üstü verilmiyor. Bilet 2.70 ama üç tane teklik banknotu zaten zar zor bir araya getirdim, ülkeye gireli daha yarım saat olmuş, 70 kuruşluk bozukluğu nereden bulayım. Üç ringit yoksa beş, en yakın ne varsa kutuya atıyorsun, şoför de biletini veriyor. Sen ise istemeden de olsa “üstü kalsın” diyorsun.

GPS çalışmıyor

GPS çalışmıyor.. Şimdi yeni bir ülkeye geldik, İnternet alamadık. maps.me yüklüyoruz, offline haritaları indiriyoruz. Bu kısım tamam. Bu telefonlardaki GPS denilen nane uydudan konum alıyor, bunu kullanıp harita üzerinde nerede olduğumuzu görebiliyoruz, gittiğimiz yeri falan kontrol edebiliyoruz. Ama bunlarda bir de AGPS diye bir dalga var. Telefon her seferinde uydulara bağlanmaya çalışıp bataryayı tüketmesin ve hızlıca bağlansın diye icat edilmiş bir şey, gerçekten çok yararlı. Baz istasyonları ve İnterneti de ekleyerek hızlıca gerekli uydulara bizi bağlıyor, konum alıyor.

Ama ülke değişimlerinde tepedeki uydular falan değiştiğinden bu bağlantı zaman alıyor. Tam gerekli iken bir türlü bağlanmıyor. Geçen sene Gürcistan’ta da başıma geldi. Ben de GPS Test Plus diye bir uygulama var, onunla bu AGPS’yi temizleyip, yeniden başlatabiliyorum ama yolda gidiyoruz, hava bulutlu, camlarda film var. Bağlanmıyor meret. Neyse tam şehir merkezine girerken, bir yarım saat sonra bağlandı. 401’in son durağı Komtar’a geldik. Şoför, bana “inme, seni daha yakın yerde indireceğim” dedi ve gerçekten hostelin köşesinde indirdi.

Şimdi adam haklı imiş bana yardım etmeye çalışıyormuş ama işte bilemiyorsun. Çünkü bazen yardım etmek isterken yanlış anlamalardan falan işini daha zorlaştırıyorlar. Hepsi insanın başından geçince biraz temkinli oluyorsun ama sonunda taşlar bir şekilde yerine oturuyor. Sonradan şehri tanıyınca olayı anladım, bu 102 numara şehirden yani Georgetown’dan geçip Batu Ferringhi’ye kadar gidiyor.

Hutton Lodge

Jalan (cadde demek) Hutton’daki Hutton Lodge’a geldim, bahçe içinde kocaman bir konak. Bu Penang’da ucuz, pahalı çoğu konaklama yeri böyle. Bitişik nizam binaların arasında hemen belli oluyorlar. Odayı rezerve ettirmeden hostelworld ve agoda’dan yorumları okuyorum. Genelde herkes çok şikayetçi, bazı çok ucuz ve popüler yerlerde fareler falan dolaşıyor diyorlar. Burası hakkında pek yorum yok. Biraz şüphe ile geldim ama tam tersi çıktı. Banyolar geniş, temiz. Klimalı oda da öyle. Bir eksik “locker” yok. Bilgisayarını falan bize bırakabilirsin dediler ama baktım odadaki Malay tip güvenilir. Burada Uber yapıyor. Bir de Alman kız var. Kapı için anahtar veriyorlar, yani kafası esen dorm’a giremiyor, hep odada bıraktım. Beş gün içinde bir gün biri geldi gitti. Yani burası gayet rahat bir yer, fiyatı da uygun ama backpacker tayfası keşfedememiş. Hemen rezervasyona iki gün daha ekledim. Adamlara “size peşin ödeyeyim” diyorum, “hayır bizde daha pahalı, agoda’dan” yap dediler. Ben de öyle yaptım.

Hutton Lodge
Hutton Lodge

Bazen böyle yerler oluyor, gezginler sürü halinde dandik yerlere doluşuyorlar, daha ucuz ve iyi yerleri kaçırıyorlar. Müşterilerin çoğu lokal kişiler. Onlar da odalarda kalıyorlar. Neyse böyle olması benim için iyi oldu, o ayrı..

Filipinler’de iki ay kaldıktan sonra başka ülkeye gideyim dedim. En ucuz Kuala Lumpur’a bilet buldum. Malezya’da Penang ve Langkawi’yi geçen gelişte görmemiştim. 50 liraya Kuala Lumpur-Penang uçuşu bulunca hemen aldım. Şimdi buradan Tayland’in Koh Lipe adasına geçeceğim, karadan sadece 15 gün kalma hakkı veriyorlar. Uçakla 30 gün ama ben belki daha fazla kalacağım, yani vize alam lazım. İşte bu Penang daha doğrusu Georgetown’da bir Tayland konsolosluğu var.

Hutton Lodge dormitory
Hutton Lodge dormitory

Sonuç olarak bir taşla üç kuş olayı oldu. Uçuş ucuz, görmediğim yerleri göreceğim ve vizeyi alacağım. Buradan sonra da Langkawi’ye plajlara gideceğim, çünkü bu Penang ada olmasına rağmen doğru dürüst denize girilecek bir yeri yok ve Langkawi’den Koh Lipe’ye feribot var.

PAYLAŞ
Önceki İçerikGoPro Quik ile video yapma
Sonraki İçerikPenang

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz