Sabah dün bizi karnavaldan getiren taksiciyi aradık. Encarnación civarında bulunan Jesuitas’ların yani bizdeki adıyla Cizvitlerin kiliselerini ziyaret edeceğiz.

Cizvitler, 16. yüzyılda kurulmuş, Hristiyanlığın önemli tarikatlarından. Örgütlenme şekilleri bizim cemaate çok benziyor. Galiba on sekizinci yüzyılda dönemin Papası onları yasaklıyor. Bu bilgileri tam hatırlamıyorum, çok merak eden wikipedia’ya baksın. Seyretmedim ama bildiğim kadarıyla meşhur The Mission filmi onları anlatıyor. Bu terk edilen kiliseler şimdi UNESCO tarihi mirasına dahil olmuş durumda. Bu yapıların çoğu Arjantin’de, bir kaç tanesi de Paraguay’da.

Önce şehrin bir on beş kilometre dışında bulunan Jesus de Tavarangüe ören yerine gittik. Gönüllü bir rehber bize kilisenin kalıntılarını anlattı.

Sonra Trinidad kilisesine gittik. Kalın taş duvarlar, bazı rölyefler falan.. Tarihin dönüm noktalarından olan bu yerlerde, mutlu mesut her turist gibi fotoğraflar çektim, çevreyi inceledim.

Dönüş yolunda, Katrin o an okuduğu bir kitapta bahsedilen Tirol otelde bir kahve içmek istedi. Taksici durumu kaçırmadı ve hemen fiyata ufak bir ekleme yaptı ve otele saptı. Tirol otel, orman içinde, iki büyük havuzu, dört yüz odalık kapasitesi var. Bir kahve, çay ve pastaya altı lira alarak bizi şaşırttı. Burada durmamızın nedeni ölüm meleği olarak bilinen meşhur Nazi Mengele’nin buraya takılması. Katrin’in bir tarafı Alman. O nedenle konuya ilgisi var diye düşünüyorum.

Konuyla ilgisi yok, burada tuvalete gittim. Gördüğüm kadarıyla ülkelerin altyapı düzeyi ile tuvalet kağıdı arasında ilginç bir ilişki var. Lüks ya da ucuz yer fark etmiyor. Buna bir sürü ülkede şahit oldum. Ülkenin fakirliğine göre tuvalet kağıtları önce inceliyor, sonra da zımpara formuna yaklaşıyor.

Sonra taksi saat on iki de bizi terminale bıraktı, bu gezi bize 300 bin guaranise (120TL) mal oldu. Terminalde, Black Cat’da, aynı koğuşta kaldığım İngiliz gençleri gördük. Arjantin tarafına geçmeye çalışıyorlar. Geçen gece barda birlikte idik. Karnavala geleceklerini biliyorduk, dün de taksiden onları görmüştük. Bir tanesinin teyzesi bir Türk ile evliymiş, uzun süre Göreme’de yaşamışlar. Bu arada Hollandalı bir kız da gelecekti ama onu bulamadık.

Asunción’a dönüş için o an kalkan eski bir otobüse bindik.. (şimdi otobüsten yazıyorum. Yol üstündeki tüm köylere uğruyoruz. Dört saat oldu daha yolu yarılamadık).

Şimdi yolda oyalanırız diye aldığım bir gazete ekinde gördüm, bu Encarnación karnavalı ülkenin en önemli olaylarındanmiş. Bu sene açılan pist, ve daha büyük alandan önemli bir gelişme olarak bahsediyorlar.

Paraguay sakin bir ülke, insanları da. Şehirler pek kalabalık değil, kırsal alanda, geniş düzlüklerde atlar ve inekler sakince otluyorlar. Çok fazla motorlu taşıt yok, olanlar da daha çok lüks sınıfından. Bizim simitin yerini alan chipa, yoğun açlıklarda hayat kurtarıcı rolü oynuyor. Börekler bizim damak tadımıza uygun. Her şeyden biraz var, sokak satıcıları, gece hayat kadınları, hepsinden numunelik koymuşlar gibi.  İşte böyle, insanı yormuyor.. bu da iyi bir şey.