Bugün turistik gezilerime Plaza İtalya’dan 152 nolu otobüsle El Caminito’ya giderek başladım. Burada her hat başka bir şirket tarafından işletiliyor. Şoföre gideceğin yeri söylüyorsun, o girişi yapıyor. Arkasında bulunan makine, attığın bozuklukların üstünü ve bileti veriyor.

Boca mahallesi renkli evleri ve futbol takımı ile meşhur. Bir de, özellikle Maradona balmumu heykelleri ile. Artık tamamen turistik bir yer olmuş ve turistler için güvenlik sağlanmış, tabiki her yerde değil, turistik mağazaların olduğu sınırın dışına çıkılırsa soyulmak an meselesi.

Sonra stada gittim. Dün, Rolando’nun dediği gibi Iberlucea caddesinden. İki köşe geçince karşıma sarı-lacivert boyanmış bir bina çıktı, ben “yahu otoparkı bile takım renklerine boyamışlar” derken, onun stad olduğunu fark ettim. Statda müze ve sahayı rehberli gezmek 50 pesos. Rehbersiz 5 pesos daha ucuz, o nedenle ilk seçeneği seçtim. Rehber hangi ülkelerden olduğumuzu, takımımızı sordu, Türkiye ve Fenerbahçe deyince, benden forma istedi. Ben de yanımda olsa verirdim, dedim. Boca’nin renkleri altın yaldız ve mavi ama son yıllarda epey sarı-lacivert kullanmaya başlamışlar. Mesela stat boyası gibi.

Daha sonra stada yakın, içinde turist olmayan bir yerde tavuk yedim. Boca taraftarları ezeli rakipleri River’i tavuk olarak çağırıyorlar. Restoranda bu konuda bir sürü afiş vs. vardı. Bir de Riverlilere, “oğlum, ben senin babanım” diye hitap ediyorlar. Bu bana çok çocukça geldi, malum biz “kocanım” diyoruz. Ama Boca Cuhuriyeti, Fenerbahçe Cumhuriyeti ile aynı..

Sonra otobüsle, burada “collectivo” deniyor, Plaza de Mayo’ya gideyim, yapacak bir şeyler bulurum dedim. Yolda güzel bir meydandan geçince hemen otobüsten indim. Oradaki çöpçüye burası neresi diye sordum. Dün ucuna kadar gelip göremediğim San Telmo’nun meşhur Dorrego alanıymış.

Ortadaki yerlerden birine oturdum, bir bira söyledim. Biraz sonra elinde Nikon D90 kamerası ve objektifleri ile bir hatun geldi. Ben de fotoğraf bahane, muhabbet şahane düsturu ile hatuna gidip, siz profesyonel bir fotoğrafçıya benziyorsunuz, şu meydanda güzel bir fotoğrafımı çeker misiniz, dedim. Böylece Fabienne ile tanıştık. Fransızmış, ama iki aydır burada yaşıyormuş, dünyayı bayağı bir gezmiş vs. derken üç saat muhabbet ettik. O sırada meydanda dans eden tangocu kız para isterken ona burada danseden bir Türk kız varmış dedim. Aşağıyı gösterdi.

Geçen hafta buradan geçen Varuna Gezgincilerin sayfasında okumuştum. Fabienne ile vedalaşınca oraya yöneldim. Ayşe’ye daha ben sormadan o niyetimi anladı ve “merhaba” dedi. Sonra arka masayı gösterdi. Canberk ve sevgilisi Türk olan Arjantinli kızın yanına oturdum. Dans bitince Ayşe’de geldi. Onunla turistlerin çektirdiği Tango fotoğrafını çektirdim. Oradan burdan konuşurken saat on olmuş, otobüsle hostele döndüm.

Bu da bu günün hikayesi, Buenos Aires hoş bir şehir, insana burada yaşanır hissi veriyor. Biraz Madrid’e benzettim, ki onlar da öyle söylüyorlarmış. Buraya gelmeden önce güvenlik problemi vs. üzerine epey konuşulmuştu, ama sokaklarda kesinlikle Brezilya gibi bir korku psikolojisi yok. Gayet rahat bir şehir, sadece biraz tanımak gerekiyor. İstanbul da güvenli ama bu beş bin liralık kamera ile gece Tarlabaşının arka sokaklarına girmeyi gerektirmiyor.

Bir Cevap Yazın