Sabah trenle şehir merkezine giderek önümüzdeki iki ayı planlama çalışmaları ile güne başladık. Önce ödül kazanmış, turizm ofisine uğradık. Hemen altında Namibya Turizm Ofisi var. Buradan Namibia vizesi bir günde alınabiliyor. Bu iyi oldu, çünkü daha önce araştırdığımızda sadece Pretoria’dan alınıyor gibi bir bilgiye ulaşmıştık. Anladığımız kadarı ile bunu kimse bilmiyor. Aynı şekilde Botswana vizesi de iki blok ötede bulunan temsilcilikten alınabiliyor. Bilgilerinize sunulur. Bunlar, bildiğim kadarıyla hiç bir yerde yazmıyor.

Meşhur Nomad Tur’a uğradık. Fiyatlar acayip kazık. Ben yavaş yavaş endişelenmeye başladım. Burada bir yerden bir yere gitmek, bir problem. Mantıklı iki seçenek var. Ya araba kiralamak, ya da Baz Bus, bizde Fez Travelin yaptığı Hop-On Hop-Off olayı.

Öğleden sonra Arda’nın arkadaşı geldi, işi yokmuş, önce bir Outlet Center’e gittik. Arzu acayip ucuza, bir Solomon yazlık yürüyüş ayakkabısı buldu ama o kadar. Diğer ürünler Türkiye ile aynı fiyatlarda, ya da öyle alacak kadar avantajlı değiller. Oradan Canal Walk AVM’ye gittik. İstanbul’da Forum açıldı, Avrupa’nın, Dünya’nın en büyüğü falan diyenler gelsinler burayı görsünler. Benzerlerinden her yerde var. Özellikle Uzakdoğu’da yüzlerce var. Akşama doğru ise penguenleri görmeye gittik. Yolda Arda bir balina gördü. Durduk, bekledik bir daha çıkmadı. Burada plajlarda balina, köpekbalığı görmek sıradan olaylar. Tarihte ikinci defa, önceki gün, bir buçuk metre derinlikte, köpekbalığı bir Zimbabve’liyi yedi. Adamdan geriye sadece gözlük kalmış. İki kere olmasına rağmen tehlike her zaman var. Öyle ne güzel plaj, gireyim yüzeyim demeden önce iyice düşünmek lazım.

Simon Town’ın aşağısında bir yere gittik. Penguenler kıyıda tembel tembel oturuyorlar, böylece ömrümde ilk defa onlarla tanışmış oldum. Bazı çukurlarda penguen yumurtaları da görülüyor. Hatta plastik bidonlardan yer yapmışlar, penguenler rahatça yumurtlasınlar diye. Sonra aralarından geçip bizimkilerin bir arkadaşlarının oğlunun yaş günü yemeğine katıldık. Restaurant, Sea Fourth, menünün ilk sayfasında “yemeğinizi paylaşmayın” diye açık açık belirtmişler. Neden böyle yazdıklarını daha sonra anladım. Her akşam bir şey sınırsız oluyormuş. Bu akşam karides günü imiş. Yani 100Rand’a (20TL) ye yiyebildiğin kadar. Karidesler de küçük demelerine rağmen, neredeyse bizdeki jumbo boyutlarında. Jo iki tepeleme tepsi yedikten sonra üçüncü de pes etti. Arada biz de onunkinden epey götürdük. Garsonlar da pek ses etmedi. Ben ayrıca kalamar istedim. 62Rand (12TL). Süper idi.

Restoranda ilgimi çeken en önemli detay iki şef dışında tüm çalışanların siyahi olması ve yemek yiyenler arasında bir tek siyahinin bulunmaması idi. Güney Afrika’da ırk ayrımı bitmiş, şu an dünyanın en demokratik yasalarına sahipler ama pratiğin düzelmesi epey bir zaman alacak galiba. Bu durum şu ana kadar gördüğüm tüm yerler de hemen hemen böyle. Özellikle hizmet sektörü, inşaat işlerinde çalışanlar arasında daha tek bir beyaz görmedim. Elbette vardır, ama ben o kadar dikkat etmeme rağmen, görmedim.

Dikkatimi çeken başka olaylar ise şunlar.

Trafik lambalarının yayalar için yeşil yanması ile sönmesi yıldırım hızıyla gerçekleşiyor. Bir kaç yerde saydım, tam beş saniye, yani lamba yeşil yandığında fırladın, çıkışı yaptın, yaptın, yoksa kalırsın ikinci ışığa. Adamların olimpiyatlarda atletizmde madalyaları nasıl topladıkları belli oldu.

Otomobiller acayip temiz. Öyle vuruk, çizik, çamur, boya izi hemen hemen yok. Etrafta her marka görülüyor. Eski göz ağrım Honda Jazz bol miktarda var. Bir de Toyota’nın eski Tazz’ları var. Özellikle siyahiler kullanıyor. Trafik İngiliz usulü, soldan akıyor.

Saat 12’de Cape Town’da top atışı yapılıyor. Ramazan topu gibi. Rahat olun, bomba falan değil.

Cape Town’un arkası, Table Mountain, Masa Dağı. Tepesi masa gibi düm düz. Bulutlar buraya şapka gibi yapışıyor, kalıyor. Sürekli devinim içinde olmasına rağmen ne aşağı iniyor ne de gökyüzüne yükseliyor. Seyretmesi ilginç bir olay.

Özellikle beyazların evleri, elektrik verilmiş tellerle korunuyor. Yerleşim İngiliz usulu, duvarlar arkasında bahçeli evler, boş temiz caddeler, alarmlar, bahçe kapılarında bu ev silahlı korunuyor yazıları. Ama Cape Town, özellikle gündüz, pek öyle sakat bir yer değil. Sokaklarda rahatça yürünüyor. Şehir dışında ıssız yerler de insanlar yürüyüş yapıyor, kamp yapıyor. Sadece hava kararınca bazı yerler tavsiye edilmiyor. Bu yerler daha çok şehir etrafında bulunan zenci mahalleleri. Gecekondular kontrplaktan yapılmış. Etrafları duvarlarla çevrilmiş. Durum vahim, tezat çok. Cape Town için çok güzel şehir falan diyorlar, ama bu gecekonduların hali, silahlı korumalar, bir şeylerin yolunda gitmediğinin açık göstergesi.