Kollam, Alleppey arası

Sabah erkenden Varkala’dan ayrıldık. Bizi Kollam’dan Alappuzha’ya götürecek motor saat 10.30’da kalkıyor, ona yetişmemiz gerekiyor. Bizim meşhur tren saatleri rehberimiz ‘Train at Glance’de saat 7’den sonra tren gözükmüyor ama dün bir acenta-internet kafe’de 7.45, 8.00 ve 8.30’da Varkala’dan Kollam’a tren olduğunu öğrendik. Bunları neden yazıyorum?… Çünkü Hindistan’da bizim gibi uzun süre seyahat edecek olan herkese bir tane bu kalın tren tarifeleri rehberinden edinmesi öneriliyor, ki ben de öneriyorum. Ayrıca İnternet’te Hindistan Railways’in sayfasına üye olunursa, tren seçenekleri, normal sayfaya göre, daha detaylı aranabilir. Buraya kadar güzel, ama bu olayda anladık ki, durumu her zaman yerel acentalardan, insanlardan doğrulamak lazım. Mesela, yukarıda yazdığım saatlerde tren olduğunu öğrenmekten başka 8.00 treninin tüm istasyonlara uğradığını ve 24 kilometrelik yolu bir saatte aldığını da öğrendik. Bu durumda en iyi seçenek olan Hyderabad’a giden 7.45 trenine yetişmek için erkenden sırt çantalarını yüklendik ve helikopter pistine yöneldik. Elbette helikopter ile yada bisikletli rikşa sürücülerinin “helikopter” dedikleri o garip araçla gitmeyeceğiz.

Bir rikşa örneği
Bir rikşa örneği

Varkala Beach falezlerin üstünde birbirine yapışık hotel ve pansiyonlardan oluşan bir tatil köyü. İçerilere, o da bazı yerlere, taksi veya rikşa dar yollardan giriyor ama pek bekleme yapmıyor. Köyün girişinde geniş bir alan var, helikopter pisti olarak ayrılmış ve öyle anılıyor, taksiler ve rikşalar orada bekliyor. İki dakikalık bir yol. Tren istasyonu ise 3 kilometre ötede, Varkala kasabasında…

Bir grev günü Kollam’a gidiş

Bugün Varkala ve civarında genel grev var. Amacını falan öğrenemedik. Yerel otobüsler çalışmıyor, dükkanlar kapalı. Mamallapuram’dan sonra bize denk gelen ikinci “bölgesel genel grev”… Şimdi Hindistan konusunda, gezginler, gazeteciler, yazarlar çok şey söylüyorlar, efendime söyleyeyim; fakirlik, pislik vesaire üzerine ahkam kesiyorlar. Ben ise bu grevleri “koyun” halkımıza ithaf ediyorum.

Helikopter pistine geldik, bugün grev var ya, sabahın köründe bekleyen bir kaç uyanık rikşacı, hemen 3 kilometrelik yol için tarifeyi 100 rupiden açıyorlar, “ştrayk, ştrayk” (ingilizce strike, grev demekmiş) diye de bağırıyorlar. Arzu 100 rupi vermektense yürürüm diye yola devam ediyor.. Ben ise 30 rupilik yola hadi 50 verelim diyorum. Sonunda Arzu’nun uzaklaştığını gören biri “hadi bari 60 olsun” diyor, anlaşıyoruz ve helikopter pistinin öbür ucuna varmış Arzu’yu yoldan alıyoruz. Yolda fark ediyoruz ki; yokuşlar falan, yürünecek yol değil. Bir de kasaba bayağı karışık, yolları şaşırıp treni kaçırmak ise işin başka bir boyutu olurdu.

Sahilde bir Hintli bir baba ve çocuğu
Sahilde bir Hintli bir baba ve çocuğu

Tren bileti 80 rupi tutuyor, sınıfı falan yok, “journey” yazıyor. 2. sınıf yataklılardan birine oturabiliyorsun, klimasız olanlarına… Tren tam vaktinde geliyor ve yarım saatte bir diğer adı da Quilon olan Kollam’a varıyoruz. Kerala’da hemen hemen her şehrin çift adı var. Galiba sömürge dönemi şehir isimlerine ufak düzeltmeler yapmışlar. Bu akşam gideceğimiz Alappuzha (Alleppey) gibi..

Trenden indim bir sırt çantalı kız bakar gibi yaptı, şimdi bu sırt çantalı tayfası, bu gibi yerlerde birbirini selamlar, gidecekleri yönü “n’olur n’olmaz” diye birbirlerine konfirme eder, mamafi, bir “sırt çantalı kardeşliği” durumu her zaman vardır. Kıza “jetty” dedim “yes” dedi, Arzu’yu gösterdim biz de aynı yöne gidiyoruz dedim ve hemen voltran’ı oluşturduk. Nereli olduğunu tahmin etmiştim ama klasik veraryufrom‘u sordum, yanıtına ise “hombre, porke no ablamos espanyol” ile karşılık verince kaynaşma daha bir sıcak hal aldı. Ve her zaman olduğu gibi İspanyolca konuşan iki Türk olayı şaşkınlık vesilesi oldu.

Suyun arkasında tekne çıktı yola
Suyun arkasında tekne çıktı yola

Kollam-Alleppey tekne turu

İstasyondan çıkınca, üçümüz, sırt çantalarımız ile bir rikşa’ya sıkıştık, ve “Jetty” limanına yola çıktık. Mazeretimiz, “Hintliler buna 10 kişi biniyor” oldu, zaten rikşacı için doğal bir durumdu ama biz yine de birbirimize mazeretimizi belirttik. Bu arada belirteyim ilk defa bir rikşacı mantıklı bir fiyat söyledi ve pazarlıksız 30 rupiyi kabul ettik. Ha!… gerçek fiyat, eminim 15 rupi kadardır, ben turist kazıklama payını her zaman kabul ediyorum. Sadece pazarlıkla “çifte kazık” olayını engellemeye çalışıyorum.

Çevreden manzaralar
Çevreden manzaralar

Ama bilinmesi gereken bir şey var, Hindistan’da bir rikşacı hiç bir zaman masum değildir. Amcam, limana gelince, bizi doğrudan bir araya soktu, “gavırment” yani hükümet yeri diyerek bir acentada anutlamaya kalktı. Arzu ile Cristina (İspanyol kız) içerdeyken çevreyi kolaçan ettim ve hemen karşıda ki “gerçek gavırment” ofisini gördüm. Oradan bizim boğaz motorlarına, eski küçüklerine, benzeyen “jetty” için 400 rupiye biletlerimizi aldık. Ofise 50 rupi ödeniyor, kalan teknede veriliyor. Bunu bilen bazı acenteler, bizde bilet 200 diyorlar. Bunlardan bilet alanları teknede 350 rupi sürprizi bekliyor. Bazıları da yemek falan dahil diyorlar ki, yok öyle bir şey… Tekne, öğlen nehir kenarında bir turistik restoranda mola veriyor. Uskumru boyutunda balığın fiyatı 75 rupi, mecburen yedik…

Balıkçılar
Balıkçılar

Yolculuk 10.30’da başlıyor, akşam 18.30’da Alleppey’de (Alappuzha) bitiyor. Denize paralel, deltadan kuzeye doğru 8 saat gidiliyor. Yol boyunca buraların tipik balık ağları, kuş çeşitleri, yeşil bitki örtüsü, kalem isteyen okul çocukları, nehirde sabunlanıp yıkanan erkekler, çamaşır yıkayan ve kendi yıkanan kadınlar, akşama doğru nefis bir güneş batışı görülüyor. Sonuç olarak sekiz saatin nasıl geçtiği anlaşılmıyor, bunu bana tavsiye eden kız haklıymış… ben de herkese öneririm…

Nehirde yıkanan bir kadın
Nehirde yıkanan bir kadın

Teknede Cristina, Arzu ve ben plastik koltuklara oturmayıp, ortada bulunan platforma yayıldık, milletin biraz görüntüsünü kestik, sanırım kıl oldular. Ama sonra tekne öyle bir doldu ki, biz çıkmasak başkaları çıkacaktı, ki bazıları da yanımıza çıktılar… Öbür seçenek ise en ön tarafa oturmak, özellikle fotoğraf çekmek için..

Yolda bir yemek, bir de çay molası verdik, bir görevli ara sıra geçtiğimiz yerler hakkında bilgiler verdi.. Bir de meşhur bir kadın gurunun, Amma olacak, Devlet Malzeme Ofisine benzeyen dev binasının önünde yolcu alıp verdik. Arınanlar ve arınacak olanlar yer değiştirdi. Gerçi meditasyonlar, sarılmalar pek işe yaramamış olacak ki, yanımıza oturan bir kız, biraz rahatsızdı galiba, yol boyunca Arzu ve Cristina’yı tekmeledi durdu..

Alleppey’e varınca Cristina ile vedalaştık, o Kochi’ye devam edecek, oradan yarın feribot ile Arap denizindeki bir adaya gidecek. Hindistan’a ait bu adalar Maldivlerin benzeri ve çoğu sadece Hintlilere servis veriyor. Turistler içlerinden sadece ikisine gidebiliyormuş. Geceleme 5000 rupi civarı, dalış falan yapılabiliyor. Cristina’nın gideceği, turistlere açık adanın adı, Minicoy…

Alleppey’de geceleme

Artık akşam olmuştu, fazla evelemeden karşımıza çıkan ilk otelcinin (hanutçu değilmiş) teklifini kabul edip iskelenin karşısındaki K.T.C Guesthouse’a yerleştik. 350’lik odaları çatıda, bambudandı. Sanırım orada sıcaktan uyumak mümkün değildi. Otelci de yukarısı biraz sıcak olur dedi. Aşağıdaki normal odalardan birine 650 istedi ama 500’e anlaştım. Gerçi bu odada da sıcaktan uyumak mümkün olmadı. Gece terleyerek herhalde beş kilo vermişimdir. İyi oldu, ekstradan bir de sauna hizmeti aldık. Ertesi sabah, sıcak su olmaması ve havlu vermemeleri dolayısı ise 500 rupinin burası için çok olduğunu düşündüm ama iş işten geçmişti. Ama oda-banyo, geniş ve temiz, onu da belirteyim. Klima istersen ekstra ödemek lazım.

Nehirde bir tekne
Nehirde bir tekne

Backwaters turu alma

Otelciler odayı sattıktan sonra tekne kataloğunu çıkardılar. Buranın en meşhur olayı bu “Backwaters” dedikleri, Lonely Planet’in ölmeden önce yapılacak 10 gezi listesine koyduğu olay, gerçi biz bugün bir nevi aynı şeyi yaptık ama… Bu bambu ve hasırdan teknelerde, deltada bir gece geçirmek daha başka bir şeymiş. Arzu bir belgeselde görmüş, hep hayalini kurmuş.. Neyse adamların kaliteli o yüzden pahalı argümanına teslim olup 4000 rupiye ertesi gün için tekne anlaşmasını yaptık. LP fiyatlar 3500’den başlar diyor. Bu fiyata her şey dahil, bira hariç. Belki yarını bekleyip limanda pazarlık yapmak daha iyi olacaktı, sonuçları bilahare yazarım. Verdiğimiz para adam başı 70 Türk lirası kadar bir şey. Eğer bir-iki kişi daha bulabilseydik, fiyat bölünecekti . Biz bu fiyata Türkiye’de yarım gün tur satıyoruz (neyse ki rehberiz de avunmasını biliyoruz). Bu konu tecavüz-zevk ve acı var mı, acı? boylamı ve enleminde geliştirilebilir ama en iyisi yarın olayı görüp, bizden sonra geleceklere yararlı olacak sonuçları çıkarmak.

Balık ağları
Balık ağları

Acılı akşam yemeği

Sonra şehirde bir gezintiye çıktık, Kovalam ve Varkala gibi “Avrupai” turistik yerlerde bir hafta geçirdikten sonra Hindistan’da olduğumuzu fark ettik. Aslında burası, bana nedense hala Tayland, Malezya gibi geliyor. Kuzey Hindistan ile alakası yok. Bunu daha önce de yazmıştım. Mesela Alleppey modern bir yer değil ama ortaçağ görüntüleri de yok. Yemek yemek için bir yer ararken, bir ara sokakta, yeni bir han içinde Huts Restaurant’ın modern tabelasını gördük. Handa dükkanlar kapanmıştı. İçerisi bizdeki kaliteli kasaba lokantaları ayarında ve aralıktan gördüğüm kadarı ile mutfak yeni, temiz. Müşteriler; iki masada Hintliler ve yalnız oturan yabancı bir kadın. Burası için geç bir saatte yemeğe oturduk.

Menü geldi, fiyatlar normal. Kovalam ve Varkala’nın yarısı, yani gerçek Hindistan fiyatları, yemekler de öyle. Arzu, ortamın temizliğine güvenip etli bir şeyler söylüyor. “Acı olmasın” diye özellikle belirtiyor. Ben de “balık ama acı olmasın” diye isteğimi belirtince, ciddi garsonumuz “Fish Moiley” öneririm diyor. Fish Moiley büyük bir balık filetosunun (King Fish imiş) hindistan cevizi sütü ve tahin ile yapılmış sosta; kaju fıstık, havuç, bilmediğim bazı yapraklar, kuru üzüm ile süslemiş hali… Acı var ama benim için dayanılır dozda, lezzetli, hoşuma gitti.

Sonunda güneşi de batırdık
Sonunda güneşi de batırdık

Arzu’ya gelen et yahnisi acı çıktı, garsona söyledim, hemen tabağı aldı, mutfağa gitti, biraz sonra yenisi ile geldi.. o da acı çıktı.. yine tabağa davrandı ama “dur” dedik, kalsın. Gitti, uzaktan kapı aralığından gördüm, mutfakta aşcıya bir fırça çekti. Aşcının hareketlerinden ise “valla koymadım” dediğini anladım ama adamlar için “sıfır” acı, bizim için “öldürücü” olabiliyor.

Haliyle Arzu biraz aç kaldı. Garson “bunu hesaba eklemeyeceğim” dedi ama “olmaz, ekle birader” dedik ve bir 40 rupide bahşiş verdik. İnsan; turistik yerlerde bol miktarda kazıklandıktan ve kötü servis aldıktan sonra böyle yerlerde “candan olsunlar canımı yesinler” moduna giriyor işte… Bize gelen turistleri daha iyi anlıyorum.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Bir Cevap Yazın