29 kasım perşembe sabahı, 6.30’da yarım saat rötar ile havalandık. Uçakta güzel bir kahvaltının ardından yerel saat ile 10’u biraz geçe (saat farkı +1) Doha’ya vardık. Katar Havayolları bu uçuşta sadece bir tane stop over, yani geceleme veriyor. Bize gidişte denk geldi. Bangkok’a ertesi sabah uçacağız.

Doha hava alanında önce otel işlemlerini yaptırdık. Bu arada, her şeyi tıktığımız sırt çantasının direkt Bangkok’a yollandığını öğrendik. Bu rutin bir işlem mi? yoksa İstanbul’daki görevlinin dalgınlığı mı? bilmiyorum, ama sonuçta Doha’da el çantaları ile kaldık.

Hava alanında bizi otele götürecek aracı beklerken, Arzu sigara içeceği için dışarı çıktık. Biraz sonra bir görevli geldi, aracın gecikebileceğini, içeride klimalı yerde bekleyebileceğimizi söyledi. Bu arada diğer beyaz entarili görevliler, klimadan yararlanmak isteyen asyalı göçmen işçileri dışarı kovmakla meşguldüler. Batılı olmak, ya da görünmenin bir avantaj olduğu daha seyahate başlamadan anlaşıldı.

Al Seef oteline varış 15 dakika kadar sürdü. Otelde öğlen, akşam yemeği ve birer içecek kuponu verdiler ve ertesi gün sabah 5’te minibüsün bizi almaya geleceğini söylediler.

Otelde güzel bir öğle yemeğinden sonra Doha’yı keşfe çıktık. Doha, boyutları Belçika’nın üçte biri büyüklüğünde olan Katar’ın başkenti. Çanak gibi bir körfeze kurulmuş. Şehir şu an şantiye halinde, her yerde yüksek yüksek binalar inşa ediliyor. Üç sene önce küçük bir köy gibiymiş, şimdi ise Dubai olmaya özeniyorlar, bu konuda epeyde yol almışlar.

“Yaya geçidini kullan” diyor 🙂

Doha’da görülecek yerlerden en önemlisi Old Bazar, ama öğlen siesta vakti kapalı, saat 16’da açılıyor. O nedenle sahilden, yani meşhur Korniş’ten bizim otele göre körfezin öbür ucunda bulunan City Center alış veriş merkezine yürümeye karar verdik. Bu yürüyüşte en dikkatimizi çeken şey 4×4 ciplerin bolluğu ve içindeki erkek ahvalinin Arzu’ya ömründe ilk defa hatun kişi görmüş gibi bakmaları oldu. Sadece onlar değil, sahilde oturmuş işçiler resmen yerlerinden zıpladılar. Üstelik Arzu, Katar şeriat ülkesi diye uzun kollu gömlek ve kot pantolon giymişti. İnternet’ten okuduğuma göre kısa kollu, özellikle askılı elbise ve diz boyu etek yasaktı. Tamam bu durumlara Türkiye’den alışığız ama burası gerçekten abartılı.

Epey yürüdükten sonra gideceğimiz mesafenin tahmin ettiğimizden daha fazla olduğunu anladığımızda Doha’da yapılacak en son şeyi yaptık ve bir taksi beklemeye başladık. Burada herkesin arabası olduğu için taksi en zor bulunan şey, o nedenle daha gösterişli ama biraz şehir dışında bulunan Villaggio alış veriş merkezine gitmedik, çünkü dönüş için taksi bulamayacağımız söylendi.

Sahilde beklemekten sonuç çıkmayınca Old Bazar tarafına yöneldik, yolda konuştuğumuz iki turist de aynı amaçla sahile yoluna gidiyordu. Neyse biz şanslıydık, biraz sonra bir taksi bulduk ve Old Bazar’dan City Center’e ulaştık. Taksi yaklaşık 3,5USD tuttu, 5USD verdik.

City Center şehrin modern bölgesinde, bizim İstinye Park’a benziyor. İçerde askılı elbiseli, mini etekli bir iki uzak doğulu kadın gördük. Galiba bu alış veriş merkezine biraz tolerans tanıyorlar. Bir de çiftlerin el ele tutuşması yasak. Bizim doğu bölgelerinde olduğu gibi el ele dolaşan erkekler var. Bunların arasında kırıtarak yürüyen ikisi vardı ki, bize bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtti.

Doha Carrefour’da şaşırtan şeylerden biri de ürün çeşitliliği ve ucuzluğu oldu. Özellikle sebze ve meyve çok bol, bizde olmayan çok şey var. Örneğin etin kilosu 10 YTL civarında, kozmetikte ürünler neredeyse yarı fiyatına. Carrefour aynı, ürün markaları aynı ama Türkiye’de birileri bize fena… neyse kalsın.

City Center’den çıkınca taksi kuyruğunda yarım saat bekledikten sonra Old Bazar’a gittik. Taksici bizi Mahmutpaşa gibi olan yerde bıraktı. Hintli, Çinli her tarzdan insan burada, kara çarşaflılar hep ikişer dolaşıyorlar. Özellikle işlemeli kadın elbiseleri bir harika. Kumaş, kuyum, gözlük ve saat mağazaları en çok bulunanlar.

Sonra Kapalıçarsı’ya geçtik. Biraz dolandıktan sonra bir alana geldik, sandalyeler dizilmişti. Kadınlar girebilir mi diye biraz çekinerek alanı gören bir kahveye oturduk. Çay, su bardağında Lipton poşet, 60 kuruş. Biraz sonra bir bedevi konseri başladı. Alanın haremlik bölümünde sadece kara çarşaflı kadınlar oturuyordu. Aile bölümünde türbanlılar bulunuyordu. Sonra akşam yemeği için otele döndük.

PAYLAŞ
Önceki İçerik2008 Uzakdoğu gezisi
Sonraki İçerikDoha – Bangkok

1 YORUM

  1. bagajınızın bkk gitmesi gayet normaldir çünkü siz ist-doha ve doha bkk biniş kartlarınızı aldınız ve doha da transit kalıyorsunuz. istanbuldaki eleman doğru olanı yapmış. sea food market restaurant sukhumvit soi 24 bkk

Comments are closed.