Sabah nehir kenarında bir kafede kahvaltı ettik. Aşağıda gördüğünüz İngilizce gazete satan adam 3000 olan fiyatı kazımış, üzerine 30 000 yazmış turistlere satmaya çalışıyor. Neyse ki gerçek fiyatı biliyoruz. Pazarlıkla makul bir fiyata alıyoruz. Bu gazeteleri Arzu okuyor, arada ilginç şeyleri de bana anlatıyor.

Öğlene doğru plaja gitmeye karar veriyoruz. Arzu’ya sen bir tane bisiklet kirala, ben yürüyeceğim diyorum. Dört kilometre, nedir, yürürüm diye düşünüyorum. Ama kazın ayağı öyle çıkmıyor, yol yürü yürü bitmiyor, hava da sıcak. Biraz sonra Arzu bisikletle geri dönüyor. Fazla trafik olmayan bir ara sokak buluyoruz ve ben Vietnamlıların garip bakışları arasında bisiklete binme denemeleri yapmaya başlıyorum. İyi ki motosiklete binme denemeleri yapmadım, yoksa Amerikalılardan sonra ikinci büyük katliamı adamlara yaşatabilirdim.

Hoi An şehri nehir kenarında, eski Çin ticaret yolunda, eski taş evlerden bir zamanlar zengin bir yer olduğu belli. Nehir yaklaşık 4 km kadar izlenince denize yani plajlara varılıyor, bisikletle de bu yüzden uğraşmaktayız, çünkü bize dediler ki ya bisikletle ya da bir motorun arkasına atlanarak gidiliyor.

Baktık olmuyor otele dönüyoruz, ertesi gün gideriz diyoruz. Bu sırada aklıma geliyor, otele bir taksi soralım diyorum, iyiki de soruyoruz. Taksi bizi 35 000 Dong’a yani 2.20 YTL’ye plaja götürdü, ki iki tane bisiklet kiralama aynı paraya geliyor. Tabi taksici arkadaş bizi tanıdığı yere götürdü, orada şezlonglara 30 000 Dong verdik. Yemek ve bira falan normal fiyatlar, yedik içtik ve Çin denizine kendimizi attık. Akşam dönüş’e itirazsız taksimetreyi açtığı için aynı taksiyi çağırttık. Baktık adam zaten orada bizi bekliyor, garanti müşteri diye bir yere kıpırdamamış.

Bu aralar burada kış olduğu için hava rüzgarlı, dalgalarla boğuşmak bayağı zevkli oldu. Tam sevdiğim deniz, Karadeniz’e benziyor. Uçsuz bucaksız ve geniş bir kumsal. Kum ince, ipek gibi. Yazın dalga da olmuyor sanırım, bu dizi dizi otellerin yapılışını gayet iyi açıklıyor. Sonuç olarak güzel bir plaj.

Kumsalda bir olayda satıcı kadınlar, önce kendini tanıtıyor, adınızı, yaşınızı soruyor, muhabbetle bir şeyler satmaya çalışıyor. Payzın söylemişti ikinci, üçüncü gün tanıdıktan sonra rahat bırakıyorlarmış.