Valladolid

Tulum Ören yeri durağının hemen karşısında olan Lobo Inn hostelin önünden beş dakikada bir Tulum-Playa del Carmen minibüsleri geçiyor. O minibüslerden biri ile Tulum’a gittim. Minibüs’ün son durağı ADO terminalinin yanında. Oradan saat on iki buçuk otobüsü ile Valladolid şehrine geçtim. Yolculuk iki saatten daha az sürdü ama saatler bir saat geri gitti.

Bu sene burada da yaz saati tartışmaları çıkınca Ouintana Roo vilayeti valisi bakmış kimse anlaşamıyor, dokunmayın olduğu gibi kalsın demiş. Böyle olunca şehirlerinin arası bir iki saat mesafede olan Yucatan yarım adasının iki kardeş vilayeti Yucatan ve Quintana Roo arasında böyle bir saat farkı ortaya çıkmış.

Parklardaki ikili koltuk
Parklardaki ikili koltuk

Yani Yucatan’a bağlı Merida ve Valladolid ile Quintana Roo’ya bağlı Cancun, Playa del Carmen ve Tulum arasında bir saat fark var. Meksika genelinde ise böyle üç tane saat dilimi var. Yucatan’dan başkent Mexico City yani kısa adıyla DF’ye kadar UTC -6:00 uygulanıyor. En uç taraftaki Tijuana’a ise bunlardan iki saat daha da geride. Arada başka var mı bilmiyorum, gezerken göreceğiz.

Valladolid ufak bir yer, tipik koloniyel mimarili şehirlerden bir tanesi, halkın çoğunluğu Maya kökenli, ki bu hemen belli oluyor.

Valladolid’te La Candelaria hostelde kaldım. Dormlarda klima yok ama serin sayılır. Yataklar idare eder. Özellikle bahçesi çok güzel, kahvaltısı da her gün değişiyor ve oldukça doyurucu. Güzel sistemli çalışan bir işletme diyeyim.

Katedral

Valladolid’e gelirken geçen sene buradan geçen bir arkadaş yemekler için git demişti. Meydan civarında, pazar yerinde, sağda solda dolaştım, öyle orijinal, yenecek bir şey bulamadım. Sonunda Domino’s pizza ile karnımı doyurdum. Artanları da paket yaptırdım, iki gün idare etti 🙂 Görüldüğü gibi her gezginin tecrübesi değişik oluyor, birinin süper yemekler var dediği şehirde bir başkası hayatta kapısından adım atmadığı Domino’s pizzaya mahkum oluyor..

Valladolid’de ikinci gün, eh artık bir kaç tanesini görmek lazım diyerek, ulaşımı kolay olan Dzitnup (X’keken) cenotelerini görmeye gittim. Bir tane de şehir içinde var, onu da daha sonra ikinci gelişimde gördüm.

Önce bu Cenote ya da Xenote nedir, İnternetten bulduğum bir açıklamayı buraya kopyalayayım

Maya dilindeki dz’onot kelimesinden gelen bu terim “su dolu mağara” anlamındadır ve yerbilimciler tarafından doğal bir kireçtaşı kuyusunu ya da karstik çöküntüyü tanımlamak amacıyla kullanılır. Yucatán Yarımadası yıllar önce, yağmur sularının toprağın altına süzülmesiyle delinen, gözenekli kireçtaşı kayaçlarından oluşmuştur. Zamanla, oyukların genişlediği bölgelerde kireçtaşının yüzeyi çökmüş, böylece suları yeşil ve mavi renkteki derin, doğal kuyular, bol yeşillikle çevrili bir alanda gün ışığına çıkmıştır. Su, bazı kuyularda yer seviyesindeyken bazılarında yerin çok altındadır.

Bunlar bazen Anadoludaki obruklara benzerken, bazen de mağara gibi oluyorlar. Kimisinde dalış, şnorkel aktiviteleri yapılırken, kimisinde sadece yüzülüyor ya da şöyle bir bakıp, bir kaç fotoğraf çekiliyor. Yucatán bölgesinde böyle irili ufaklı on bin cenote varmış.

Dzitnup yada yeni adıyla Xkeken cenotelerine gitmek gayet kolay. Bunu özellikle belirtiyorum, bu cenotelerin bir çoğuna gitmek için ya özel araban olacak, ya tur satın alacaksın, ya da bazı kısa mesafelerde bisiklet ile ulaşacaksın. Yoksa toplu taşım aracı, dolmuş falan ile ziyaret etmek genelde imkansız. Evet bu açıdan Xkeken cenoteleri çok iyi ve gitmek için iki yol var, biri bisiklet ile yirmi dakika, öbürü dolmuş ile yirmi peso..

Dolmuş La Candelaria hostelin üç blok ötesinde, 44. caddenin 41 ve 43 arasından kalkıyor. Oraya gittim, baktım durak gibi bir şey yok, bir kişiye sordum, alakasız bir yer tarif etti, güvenmedim. Bir başkasına sordum, pasaj gibi bir yeri gösterdi. Ama içeride kimse yok, bir kaç koltuk, bir televizyon, o sırada biri geldi. Girişi kapattıkları için biraz ileride park ettim, ben dolmuşçuyum dedi. Onunla cenotelere gittim. Adam oraya varınca gişeleri falan tarif etti, sağ olsun.

Şimdi cenoteler diyorum burada birbirine çok yakın iki tane cenote var. Biri Xkeken (Dzitnup), öbürü Samula. Tek ziyaret 60 peso civarı, ikisi de ziyaret edecekseniz promosyon var, 90 peso. Ben gişedeki kıza ver bir promosyon dedim. İki cenoteyi de ziyaret ettim. Bu cenotelere giderken mayo, havlu varsa şnorkel falan götürün, çünkü genelde hepsinde yüzülüyor.

İlk olarak Xkeken’e girdim. Büyükçe bir mağara, sarkıt ve dikitler, ışık bayağı az. Gölde ufak siyah balıklar var, bunların en ufakları hemen ayaklara hücum ediyor ve gereksiz fazlalıkları mideye indirmeye başlıyor. Su serin, ben hastalıktan daha yeni çıktığım için fazla zorlamadım. Gopro ile video çekmeye çalıştım ama çok karanlık olduğundan pek başarılı sonuç alamadım. Bu cenotelerde eğer iyi yüzme bilmiyorsanız, dikkatli olmakta fayda var. Su denizde olduğu gibi insanı yukarı itmiyor, sonuç olarak tatlı su. Bir de çok derinler, çoğu insanda paniğe falan yol açabilir.

Samula

Daha sonra Samula’ya geçtim. Burada daha fazla ışık var ve su o kadar berrak ki, o metrelerce derin su, sanki yok gibi duruyor. Burada da biraz fotoğraf, kısa bir yüzme seansı yapıp dışarı çıktım. Dışarıda dolmuş beklerken hostelden iki eleman bir taksici ile pazarlık yapıyorlardı, taksici bana sen de gelirsen adam başı yirmi beş pesoya götürürüm dedi. Ben de kabul ettim.

Meksika’ya geldiğimden beri yollarda arkasına büyük bir bayrak takılmış bisiklet ile, biri koşarken arkadan bir otomobil ile takip durumunda, kamyonetlerde insanlar görüyorum. Meğer buranın Azizesi Guadalupe için bir nevi hac yapıyorlarmış. Bugün final günü, akşam karanlık çökünce şehrin meydanında tüm bu insanlar, koşarak, bisiklet, otomobil, kamyonet geçit resmi yapıyorlar, bu arada kornalar, sirenler hiç susmuyor. Yirmi dakika yürüme mesafesinde, Guadalupe kilisesinin olduğu meydanda ayinler, konserler falan varmış. Ben önümden geçenler yeter dedim, onları fotoğraflayıp, bir kaç video çektikten sonra hostele döndüm.

Şimdiden resmi olarak Navidad çamı açılışı yapıldı

Üçüncü gün Cancun’a döndüm, çünkü kardeşim Havana’dan geliyor. Hostelin resepsiyonundaki eleman ADO pahalı, Oriente ile git, ikinci sınıftır ama otobüsleri fena değil dedi. Sabah kahvaltıdan sonra terminale gittim. Oriente firmasından biletimi aldım, yirmi lira bir şey, ADO’ya göre yaklaşık on dört lira daha ucuz. Gerçi anladığım kadarıyla hepsi aynı firma, değişik isimler altında değişik kalite sunuyorlar. Neyse biraz beklemeden sonra otobüs saati geldi, millet kapıya yığıldı ama otobüs ortada yok. Ben olayı anlamak için ön saflara hareketlendim. Bir on beş dakika gecikme ile Cancun seferi anons edildi ve otobüse bir hücum oldu. Önlerde sıra tuttum ama bagaj nasıl olacak, o sırada birileri bagajı açtı bavulları içeri attı. Ben de gittim sırt çantasını otobüsün bagajına koydum, bu sırada sıram falan kalmadı. İşin garibi bilet kesilmiş, şöyle bir saydım, yaklaşık doksan kişi var. Neyse Mayalar ufak tefek, bir iki omuz hareketi ile hemen kapıya yanaştım ve kendimi otobüse attım. Bu arada aşağı bakıyorum, birisi sırt çantasını götürse götürür. ADO’da da olduğu gibi ne güvenlik, ne fiş verme var. İspanyada yıllar önce böyle bir durumda sırt çantam çalındığı için tedbiri elden bırakmamaya çalışıyorum ama kontrol bir nevi imkansız. Otobüse binince bilet şoföre veriliyor, o da önündeki ekrandan yeni bir bilet kesiyor. Neyse oturdum. Beş altı kişi ayakta bindi, çoğunluk aşağıda kaldı. Daha sonra sordum, bu durumda ne oluyor diye, gişeden paranı geri alıyormuşsun. Böyle bir sistemi ilk defa burada, Meksika’da gördüm. Yani madem durum böyle, niye bilgisayardan, numaralı bilet kesiyorsun. İkinci sınıf diye illa insanları mağdur mu etmek lazım. Neyse yola çıktık, ama otobüs bütün köyleri dolaştı, belki iki saatte gideceğimiz yere yaklaşık dört saatte vardık. Akşama doğru bir kez daha Moloch hostele yerleştim. İki hafta önce benimle birlikte ayrılan Fransız’lar da dönmüşler. Güzel bir tesadüf oldu.

X’Keken

Gece Ercihan Havana’dan geldi. Havalimanında anladığımız kadarıyla, dönüş bileti olduğu için, bana olduğu gibi fazla sorgu sual yapmamışlar. İki hafta önce Moloch hostelde unuttuğum sabunluğumu da getirdi. O zaman buraya dönmeyi düşünmüyordum, Havana’da ona vermesi için Tayvanlı Kuan’a yazmıştım. O da Havana’ya götürmüştü, tesadüf biri giderken öbürü hostele dönmüş, böylece sabunluk iki uçak yolculuğu sonrası bana geri döndü. İlginç bir detay oldu. Sonra Ercihan’a kısa bir Cancun gece turu yaptım, oteller ve parti bölgesine götürdüm. Ben burayı biliyorum dedi. Havaalanında otobüsün saati çok geç olunca transfer satın alıp gelmişti, meğer minibüs en son bizim hostele geldiği için diğer yolcuları bırakmak için bütün bu oteller bölgesini dolaşmış. Sonra merkeze döndük, hostele yakın bir bölgede Navidad dolayısı ile millet bir meydanda toplanmıştı, biraz orada takıldık, sonra hostele döndük.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Bir Cevap Yazın