Amerika’daki günler için haritaya baktım, sekiz günde sırasıyla Los Angeles, Las Vegas ve San Francisco’yu görürüm yeter diye planı yaptım. Aslında hiç ilgimi çekmeyeceğini düşünmeme rağmen Las Vegas’ı Grand Canyon’a gitmek için listeye ekledim. Ama İnternet’ten otobüs bakmaya başlayınca Las Vegas ve San Francisco arası hiç göründüğü gibi çıkmadı. Doğrudan otobüs yoktu ve tekrar Los Angeles’e dönmem gerekiyordu. O sırada Guadalajara’daydım, hostelde karşımda oturan Los Angeles’li eleman, neden uçak bakmıyorsun? Otobüsten daha ucuz olabilir dedi. Baktım ama bulamadım deyince, Spirit Air’e bir bak diye tavsiyede bulundu. Sonuç olarak altmış dolara bileti aldım, sonra bir de bagaj parası ve metro falan çıktı, sonuçta çok ucuz olmadı ama rahat bir yolculuk oldu.

Son zamanlarda başıma sık gelen bir olay var, resepsiyondaki elemanlara bir şey sorunca eksik, yanlış, ya da eski bilgiyi söylüyorlar. Her zaman en iyisi İnternet’ten durumu çek etmek. Mesela geçen Manila’da bir paket gönderecektim, eleman beni önce şehrin öbür ucundaki DHL’e göndermeye kalktı. Postane sordum, yine arkadaşlarına sordu uzaklardaki bir yeri tarif etti. İnternet’ten daha yakın bir yeri bulunca, bilmiyorum dedi. Gittim, evet bir on dakika yürüme mesafesinde bir Postane vardı. Onlar gönderi bir haftada gider deyince bir adam biraz ilerideki LBC’yi tarif etti, yani Filipinler’in Yurtiçi, Aras kargosu. Hostele dönerken bir baktım yan sokakta LBC var, elemana söyledim. Pahalı olur diye söylemedim diyor. Yahu DHL daha mı ucuz olacaktı, üstelik taksi ile gitmem gerekiyordu. Gerçi İnternet’ten yürüme mesafesinde bir DHL de bulmuştum. Sonuç olarak paket bir günde gitti, işimiz görüldü. Bülent abinin oğlu Galatasaray formasına doğum gününde kavuştu, bu arada ayakkabılar sarı lacivert olmasa göndermeyecektim 🙂

Sin City otelin resepsiyoncusuna kalsam havalimanına taksi ile gitmem lazım, yada ta bilmem nereden geçen başka bir otobüs hattına yürümem oysa iki sokak arkadan belediye otobüsü geçiyor, üstelik saati dolmadığından dünkü aldığım kartı kullanabiliyorum.

Spirit havayolları ucuz uçuş olduğu için Oakland havalimanına indi. Amsterdam hostelin bilgilerine göre Oakland Havalimanından AirBART’a bin ($2) Colosseum’da in BART ile ($3.35) Powell Station. Oradan da yürü diyor. Ama havalimanına gelince hiç öyle olmadı. Air BART burada ödeme yok, inince gideceğin hatta göre ödeme alınacak diye yazmış. Ben iyi ne güzel, belki de bedava yapmışlar derken Colosseum’da otomatik ödeme yapılan makineye baktım, on dolardan fazla bir şey. Acaba yanlış mı geldim falan derken makineleri tamir eden bir adama sordum. O da yardım etti, on dolar da öyle gitti. Uçuş toplamda küsuratlar ile neredeyse yüz doları buldu.

Amsterdam hostelin güzel yanı kaloriferlerin çalışması oldu, günler sonra sıcacık bir mekandayım. Hostele yerleştikten sonra açlıktan ölmek üzereyim, resepsiyoncu kıza ucuza nerede karnımı doyurabilirim dedim. Sola dön, sağdan devam et bir sürü yer var dedi ama hiç bir yer bulamadım. Ha bir kaç kafe var ama ateş pahası. Gerçi bir on dakika daha yürüsem Çin Mahallesinde ucuz yerler bulabilirmişim, ama söylemedi. Neyse geri döndüm dolanırken bir üçgen pizza dört dolar, eh yiyeyim bari dedim. Ama dişimin kovuğuna bile gitmedi. Hemen yandaki Jack in the box’a girip üzerine bir de hamburger menü götürdüm, böylece yemek olayında gene on doları geçtim. Aslında en uygunu hostelde yemek yapmak ama üşeniyorum.. Bir de Jack in the box’ın anketini doldurdum, ertesi güne tacosları bedava gömdüm, iyi oldu, zararı biraz olsun azalttım.

San Francisco’da ikinci yani asıl güne yürüyerek başladım, öyle de bitirdim. Çünkü sabah hostelin panosunda bulunan günlük pass fiyatlarını görünce inanamadım, bir de İnternetten çek ettim. Los Angeles’ın neredeyse iki katı. Bir de o meşhur tramlar mıdır nedir, onlara ayrıca para vermek lazım ve daha da pahalı, toplamda neredeyse yüz lira. Amerika’ya gelmeden tüm bilgi aldığım arkadaşlar Los Angeles’ta toplu taşım yok, araba kiralamadan hiç bir şey yapamazsın ama San Francisco toplu ulaşımda tam turist friendly şehir falan demişlerdi. Bence tam tersi. Los Angeles’ta metro ağı, artı Metro Bus her yeri kaplıyor ve nispeten ucuz yani bilsem daha uzun kalırdım, bir sürü yere gidemedim. San Francisco’da ulaşım, metro korkunç pahalı. Bu nedenle sadece yürüyebileceğim yerlere gittim, o meşhur köprüyü falan görmek hayal oldu. Bir de Las Vegas’ı daha kazık bekliyordum, tam tersi imiş.

Neyse San Francisco’da çıktım dolaştım, izlenimim, bildiğin büyük bir şehir, bana çok öyle çekici gelmedi. Nedense pek sevemedim. Kazık toplu taşıma sisteminden dolayı kıl kaptım ya düzelmez artık, mesela Kiev mimari olarak çok hoşuma gitmişti. Buranın elbette vardır bir güzellikleri ama daha havalimanı metrosunda benim için hepsi bitti 🙂

Hostelden çıktım, önce Çin mahallesine yürüdüm, Bangkok’a gitmeden önce bir ön hazırlık oldu. Oradan meşhur zig zaglı Lombart caddesine gittim. Sonra deniz kenarına indim, Wharf’ları dolaştım. Boudin’de ekmek içine konulan çorba ilginç geldi, o da acayip kazık olmasına rağmen denedim, sırf ekmek, beğenmedim. Anti parantez belirteyim, bu Karatay olayını yapmaya başladıktan sonra, eskiden ekmek delisi olan ben, artık hoşlanmaz oldum. Resmen tat duygum değişti, iyi de oldu. Bir tek pizza, pide ona devam. Zaten hatun da lahmacun yiyin diyor. İşin mantığında da var, ama millet okumadan etmeden lahmacun yerken yakalandı diye geyik yapıyor. (Şehir o kadar etkilememiş ki Karatay falan yazıyorum) Oradan Powell Station tarafına yürüyüp bilumum outlet tarzı ucuzcu mağazalara girdim. Doların bu haliyle yerlere atılmış ürünler bile pahalı, ikincisi markaların ucuz ürünleri arasında dişe dokunur bir şey yok. Hoşuma giden her şey normal fiyat çıktı. Demek ki buralardan alış veriş palavra. Zaten içeride Latinler, Zenciler ve evsizlerden başka kimse yok, bir de benim gibi yolunu şaşırmış turistler. Böylece San Francisco bir günde bitti. Ertesi gün de aynı yerlerde öğlene kadar dolaşıp, erkenden hostele döndüm. İnternet ile günü geçirdim.

Evet Kuzey Amerika gezisinde son gün, baktım metro ile transfer arasında üç dört dolar fark var. Hostelden on iki dolara transfer aldım. Metroya o kadar para vereceğime böyle giderim daha iyi. Öğlen sonra yola çıktık, gece yarısı Taipei’den aktarma, sabaha karşı üçte Bangkok’a varış.

Pasaport kuyruğunda takvime bakıyorum ayın on ikisi, sanki bir yanlışlık var gibi.. Bangkok Suvarnabhumi havalimanında bedava İnternet var, bakıyorum, evet ayın on ikisi, iyi de ben ayın on biri gecesine hosteli almıştım. Hesaplamadığım, tersten gelip, saat kuşağını geçiyorum ya, bir gün atacak diye düşünmüştüm. Aslında uçuş detaylarına baksam göreceğim. İki gün attı, yani ayın on biri gündüzü yaşanmadı, bu nedenle hostele fazladan bir gün ödemiş oldum, neyse onu da bir şekilde kullandım. Sonra Facebook’ta geyik yaptım, hayatımdan bir gün yok oldu diye.

Pasaport kuyruğu gecenin o saatinde bir saatten fazla sürdü, aslında fark etmiyor, raylı sistemler saat altıda başlıyor. Son günlerde Bangkok’a girişte Türklere ayrı bir muamele yapılıyor diyorlar, bir kaç arkadaşın da başına gelmiş. Belki de Amerika’dan geldiğim için ben normal geçtim. İki saat bekleyip Sukhumvit’deki hostele sabah erkenden ulaştım ama hostel kapalı. Kapıyı açmanın bir yöntemi varmış ama daha sonra öğrendim. Sırt çantasını yandaki açık bir hostele bıraktım, kahvaltı, telefon kartı alma derken vakit geçti, bu sırada bir baktım kapı açık, girdim. Hostelde kalan birisi saat ona doğru geliyorlar, dün biz de bekledik dediler. Resepsiyoncu kız gelince check-in saat ikide dedi, ben de “ben zaten dün gelmiş olmalıydım, yatağımı ver” dedim. Önce anlamadı, orada birisi daha güzel İngilizce ile açıklayınca jetonu düştü.

Eskiden hep Khaosan bölgesinde kalırdım ama son zamanlar burayı tercih ediyorum, BTS, MRT falan havalimanı dahil her yere ulaşmak kolay. Hem de çevrede vakit geçirilecek AVM olsun, gece pazarları olsun, eğlence ve masaj salonları olsun bir sürü yer var. Bir kaç kişi ile konuştum Khaosan tarafı bom boş, hiç böyle görmedik dediler, ben gitmedim. Zaten Bangkok’ta bir gün kalıp Chiang Mai’ye yollandım. Böylece bu bölüm bitti. Tayland ve Filipinler günlerini artık yazmayacağım, yazan çok. Yapabilirsem daha genel bilgiler içeren bir bölüm yapmayı düşünüyorum, bakalım..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz