Akşam dokuzda San Cristóbal’dan otobüse bindik, ertesi gün saat on gibi México City’nin Tapo terminalinde indik. Bileti niye Tapo’ya aldık? Çünkü kalacağımız Mexico City hostel tam şehir merkezi Zócalo‘da, Katedralin yakınında, Terminal de Norte yani Kuzey Terminali uzak olur dediler. Burada dikkat edilmesi gereken husus bütün otobüsler Tapo’ya gitmiyor, bileti ona göre almak lazım. Tapo’ya gidenler ise önce Kuzey Terminalinde duruyorlar, bu durumda da erken inmemek lazım. Aslında daha sonra öğrendik Kuzey Terminalinden de metro ya da troleybüs ile merkeze gidilebiliyor. Metro ile gidersen üç hat kullanmak lazım, sırt çantası ile biraz sıkıntılı olabilir. Troleybüs direkt gidiyor, sonra bir on dakika yürümek lazım.

Terminale varınca aslında metro ile gidebilirdik ama iki kişi olunca, yol yorgunluğu falan taksiyi tercih ettik. Meksika’da taksiler bazen tehlikeli olabiliyor, en azından benim bildiğim bir sürü soyulma hikayesi var. Neyse geçmiş yıllarda durum önüne geçilemez hal alınca Secure Taksi diye bir oluşum çıkmış, bunlar güvenli. Yani öyle yola çıkıp bir taksi tutmak, büyük bir oranda soyulma, hatta ölme ile sonuçlanabilecek bir eylem demek oluyor.

Terminalde, Bogota’da da aynı uygulama vardı, önce gişeye gideceğin yeri söylüyorsun. Parayı verip, fişini alıyorsun ki bizimki on beş lira çıktı. Sonra kuyrukta bekleyip, görevlilerin seni bir taksiye yerleştirmesini bekliyorsun. Bütün bu işlemler kamera vs. kayıt altına alındığından güvenli bir şekilde varacağın yere varıyorsun.

Diğer bir olasılık ise Uber, DF’de değil ama diğer şehirlerde taksiden daha ucuz olduğu için Uber’i kullandım. Söylediklerine göre Meksika, Uber’in taksiden ucuz olduğu tek ülke imiş, hatta geçen gazetede gördüm, Uber taksicileri Meksika’da fiyatların ucuz olması dolayısı ile protesto gösterisi yapmışlar.

Zócalo‘ya varınca Navidad kutlamaları her tarafı kaplamış, insanlar sokaklarda, gece daha da kalabalıklaştı, bazı sokaklar insan seli oldu. Özellikle yapay kar yağdırılan bölge insanların en çok ilgi gösterdiği yerlerden biri idi. Bir de herkesin elindeki füze formunda olan balonlardan var. Bu kutlamalar üç gece sürdü, sadece 24 aralık, Navidad yani Noel akşamı, bayağı azaldı. Çünkü o gece bilindiği gibi aile içi, yemek falan öyle kutlanıyor.

Hostele yerleştikten sonra Pirates’de hamburger yedik. Fabrika gibi olmasına rağmen bayağı kaliteli hamburgeri vardı. İki gün sonra öğlen ortam bayağı kalabalıktı, hemen yakındaki başka bir şubede yedik, belki de kalabalıktan aynı lezzet değildi. Bir de Pirates’de New York’da gittiğim Five Guys gibi bedava fıstık olayı var.

Meksiko City’de hostel için genel olarak iki bölge var, bir burası Zócalo yani merkez, bir de gece yaşamının daha aktif olduğu Zona Rosa ve çevresi (Roma ve Condesa diğer bölgeler). İki bölgeninde avantajı, dezavantajı olabilir. Zócalo bizim için iyi oldu, Navidad dönemi aktivitelerinin ağırlığı buradaydı. Bir gece Zona Rosa’ya gittik, sanırım Navidad dolayısıyla pek ortam yoktu.

Yıllar önce, bir dönem, rehber olarak sadece Meksikalılarla çalışmıştım, adamların anlattıklarından dolayı, DF’yi gözümde karanlık, tehlikeli, insanların sokağa çıkmaya korktukları, her an bir olay olan bir şehir olarak canlandırıyordum, hiç öyle değilmiş. Gece gitmeyin dedikleri bazı bölgeler (merkeze uzak yerler zaten nasıl, niye gideceksin) hariç bayağı canlı, problemsiz bir şehir. Sanırım bunu sağlamak için epey uğraşıyorlar, Zócalo‘da Navidad kutlamaları sırasında neredeyse adam başı beş polis vardı. Bir de bayağı modern bir şehir, yani ben İstanbul’a göre daha dökük bir yer bekliyordum, oysa tam tersi imiş.

DF’de ikinci güne metro kartı alarak başladık, fiyatı on peso (bir buçuk lira), karta çalınmaya karşı önlem olarak en fazla yüz yirmi peso yüklenebiliyor. Bir yolculuk ise beş peso, aynı kartı birden fazla kişi kullanabiliyor. Görüldüğü gibi fiyatlar gayet ekonomik, bir de bunun kadınlar, yaşlılar vesaire indirimli tarifeleri var. Bir de değişik uygulama, çok yoğun saatlerde bazı vagonlar sadece kadın ve çocuklara ayrılıyor.

Metro kartımızı aldıktan sonra Chapultepec parkının olduğu bölgeye gittik. Bu bölgede bir sürü müze var, ayrıca park ve çevresi vakit geçirmek için çok güzel, palyaçolar, satıcılar vesaire tam bir panayır havası. Biz ilk olarak Antropoloji müzesine gittik. İçeride bayağı kaldık, artık yorgunluktan bazı bölümleri hızlı geçtik ya da girmedik. Lafı uzatmaya gerek yok, México şehrine gidiyorsan ve tek müze gezeceksen, burası.. Sonra akşama doğru Paseo de la Reforma’da yürüdük, eğlence bölgesi Zona Rosa’da bir şeyler yedik ve hostelin olduğu Zócalo bölgesi döndük, Navidad dolayısı ile ortalık dünkü gibi yine ana baba günü.

Gece ise yakın olduğu için yürüyerek Garibaldi meydanına gittik. Her taraf mariachi dolu. Bunlar şarkı başı para alıyorlarmış, bir parçaya yüz peso civarı bir şey istiyorlarmış. Bölgede bir de yemek bölümü var, Meksika yerel yemeklerini denemek için uygun bir alan. Meydanda çok fazla kalabalık yoktu, dediğim gibi Navidad dolayısı ile herkes bizim hostelin oralarda.. Bellas Artes müzesinin bitişiğinde bir park var, o parkın bir köşesi de yine böyle yeme içme olayına ayrılmış, bunu da anti parantez belirteyim. Bu bölgede ilginç bir olay da barlar, diskolar çatı katlarında. Normalde bütün ülkelerde ya giriş, ya bodrum olur. Burada nedense tam tersi.

Üçüncü gün Turibus’da geçti. Bu şehir gezileri yapan iki katlı otobüslere bugüne kadar bir Güney Afrika’da Durban’da binmiştim. Ercihan México City’de iyi oluyormuş dedi. Gerçekten haklı imiş, bu kadar büyük şehri başka türlü gezmek mümkün değil. Üstelik fiyatı da bayağı uygun. Bazı insanlar iki üç gün alıyorlarmış, biraz da haklılar. Biz fazla indi bindi yapmamamıza rağmen ancak gece onda, son seferle hostele dönebildik. Bir de müzelerde falan insek, kesinlikle yetişmezdi. Gerçi müzelere metro ile de ulaşım mümkün. Turibus’da şehri dörde bölmüşler, bir günlük bilet ile bu hatlar arasında belli duraklarda geçiş yapılabiliyor. Biz ancak üç tanesini kullanabildik. Özellikle Sur hattı bayağı uzun sürüyor. Dördüncü hat ise bizim hostel bölgesi olduğu için onu zaten yürüyerek yapmıştık. Bu işi yapan iki şirket var, biz Turibus’ı seçtik, fiyat hafta içi 140 peso (23 lira) hafta sonu 160 peso. Diğer şirkette üç hat vardı.

Dördüncü gün Teotihuacan piramitlerini ziyaret ettik. Önce üç tane hat değiştirerek metro ile Terminal Central de Autobuses de Norte’ye gittik. Yukarıda yazdığım gibi bir on dakika yürüme mesafesinden geçen troleybüs ile doğrudan da gidiliyormuş, sonuç olarak Zócalo bölgesinden iki şekilde de gidilebilir. Terminale girince, ortam biraz AŞTİ’ye benziyor, Teotihuacan otobüsüne bilet almak için sola yönelip en sona kadar gitmek gerekiyor. Teotihuacan’a bileti gidiş dönüş aldık, dönüş açık, sanırım her yarım saatte bir otobüs var. Yolculuk trafiğe bağlı olarak bir saatten fazla sürüyor. Teotihuacan’ın bir çok giriş kapısı var. Otobüsle geri dönmek için doğal olarak aynı kapıdan çıkıyoruz, elimizdeki açık biletle ilk gelen otobüse biniyoruz. Yani ulaşım bu kadar basit, turlara bir ton para vermeye hiç gerek yok. Ören yerinin giriş ücreti, diğer yerler gibi 64 peso. Ziyaret süremiz iki buçuk saat oldu, piramitlerin tepelerine tırmanmak zaman alıyor haliyle. Son olarak buralara kadar gelindiyse mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer, Chichen Itza’da piramitlere tırmanmak yasak olduğundan bir seçim yapmak gerekiyorsa, hem bu nedenle, hem de giriş ücreti yarısı olması nedeniyle, kesinlikle tavsiye ederim.

Akşam Zona Rosa bölgesine gittik, ama pek ortam yok, yürüyüş caddesi zaten pek uzun değil, bir kaç bar var, onlar da pek dolu değil. Millet ya tatilde, ya ailesi ile birlikte ya da Zocalo’da, orası tıklım tıklım..

Dördüncü gün ise, önceki gün Turibus ile akşam üstü geçtiğimiz Coyoacán bölgesine gittik. Metro’dan inince Frida Kahlo müzesi dedik, bir dolmuş işaret ettiler, hemen bindik. Dolmuş iki cadde ileride bizi indirdi. Müzeye varınca hem çok pahalı oluşu, hem de bayağı uzayıp giden kuyruğu görünce, İnternet’teki yorumlara da binaen girmekten vazgeçtik. Bari geçen gün otobüsten gördüğümüz park gibi olan yere gidelim dedik. Birkaç kişiye sorduk, park ve kilise olan bir yer var falan, biz anlatamadık, onlar da pek anlamadılar. Müze bekçisi kız soldan devam edin dedi ve oradan bir kaç turist geliyordu. Birader ise google maps’de gördüğü yeşil bölgenin orası olduğunda ısrar etti ve böylece yollarımız ayrıldı 🙂 Ben müzeci kızın dediği yolu takip ettim, zaten bir cadde sonra sokak pazarları, büyükçe bir kapalı bir pazar, kafeler, restoranlar, sanat galerileri, hediyelik eşya dükkanları olan sokaklardan geçerek geçen günkü gördüğümüz meydana vardım, kiliseyi şöyle bir dolaştım, birader ortada yok. Biraz bekledim, bir mesaj attım, meğerse gerisin geriye metrodan indiğimiz yerdeki süper lüks avm’ye varmış. Orada yemek yenecek yer var mı? diye sordu, her taraf restoran, burası tam yeri dedim. Bir yarım saat yürüme ile geldi ve la casa de los Tacos’da tacoslarımızı yedik. Meksika’da yemeklerde içecek olarak kısaca agua dedikleri yani Tamarindo, Jamaicana, Horchata gibi meyve sularını söylüyorum. Genelde bunlar sınırsız oluyor, içtikçe dolduruyorlar. Benim gibi çabuk ve çok sıvı tüketenler için bire bir.

Yemekten sonra meydanın öbür köşesinde kapalı bir pazar yeri var orayı dolaştık, yani hediyelik eşya arıyorsan, bu bölgede envai çeşit ürün var. Buraya gelirken gördüğüm kapalı pazara girdik, içeride temiz ve kalite bir yiyecek bölümü varmış, yemekler bayağı lezzetli gözüküyordu. Sonra Ercihan yanlışlıkla gittiği parkı gösterdi, gerçekten spor yapmak, yürümek, koşmak, kafa dinlemek için şehrin ortasında güzel bir alan yaratmışlar. Coyoacán, barları, kafeleri, galeriler falan vakit geçirilecek, görülmesi gerek yerlerden bir yer. Bu satırları yazdıktan sonra İnternet’ten baktım, meğer bütün gezen tipler buraya gidiyormuş, ben artık gideceğim yerleri araştırma işini bıraktığımdan, birader de bana güvendiğinden, Turibus’dan tur alıp, kazara burayı görmesek gelmeyecektik. İşte gezerken bazen oluyor böyle şeyler.

Dönüşte Piña Suarez‘de indik, metrodan doğrudan Mercado’ya giriliyor, içeride ne arasan var, tam halk pazarı, ucuza kullan-at iç çamaşırı, tişört vs. almak için ideal. Mercado’dan çıkınca Zócalo yürüme mesafesinde, yol boyunca yine seyyar satıcılar, müşteri bekleyen kızlar, nedense bitmek tükenmek bilmeyen ayakkabıcılar, ne ararsan var. Pazar yerini arkaya alırsan bu bölgenin sağ tarafına doğru yürümek tehlikeli dediler, bu arada belirteyim.

Beşinci gün, artık Navidad dolayısı ile meydan ve yollar boş, biz de Bellas Artes müzesini gezdik. Müzenin içinden çok dışı muhteşem. Bu bölgede bir kaç müze daha vardı ama Navidad dolayısıyla kapanıyordu, bir de bir güne bir müze yeter dedik (güzel cümle oldu). Artık son gün, bu gece yarısı birader Türkiye’ye dönüyor, ben de sabah erkenden Leon’a, yıllardır görmediğim bir arkadaşı ziyarete gideceğim.

Sabaha karşı saat dörtte, Ercihan havalimanına giderken, hostelden güvenli taksi söyledik, biraz pahalı, sabit bir fiyatı var. Hostelin kapısına eski püskü bir araç geldi, taksi falan yazmıyor. Önce anlamadık, sonra resepsiyoncuya sordum, olay anlaşıldı, kaçak taksi faaliyeti..

Genel olarak DF ya da CDMX, la ciudad de México, büyük şehir olarak, güzel bir şehir, beğendim diyeyim, bu yazıyı da böylece biraz geç te olsa bitireyim.