Dün gece saat on ikiye doğru bir titreme, üşüme.. hemen yatağa gittim, battaniye falan. O ana kadar “oh ne iyi kızarmadan güneşlendim” diyordum ama sırtımda sızılar başladı. Sanırım hafiften güneş çarpması oldu. Plaj sürekli rüzgârlı olduğundan anlaşılmıyor ama güneş fena yakıyor. Elli derece güneş kremi kulanmama rağmen…

Bu akşam saat altıda San Pedro de Atacama otobüsü ile yola çıkacağım. Madem Elqui vadisi turunu kaçırdım, en iyisi yine Coquimbo’ya gideyim, bir tekne turu varmış onu yapayım dedim.

Geçen yazmıştım, buradan bir numaralı dolmuş direkt oraya gidiyor. Şehir merkezinde indim. Limanı sordum. Gösterdiler.

Limanda baktım bir balık pazarı var, önce pazarı gezdim. Pazarda ufak kaselerde deniz ürünlerini bin pesoya satıyorlar. Ben öylesine tezgaha bakarken, kaseye iştahla yumulan birisi “süper dene” dedi. Ben de çiğ mi, haşlanmış mı demeden “ver bir tane” dedim. Kaselerde, hazır satılanlarda baş düşmanım yeşil kişniş vardı. Satan kadın, istersen sana bir tane sade yaparım dedi. Artık, karides, istiridye, midye ve adını bilmediğim envai çeşit deniz ürününü plastik kaseye doldurdu. Üzerine bol zeytinyağı, limon suyu, sarımsak sosu döktüm, ekmek de var. Sadece kişnişli sosu eklemedim.

Şimdi Carlos geldi ona sordum, kimisi haşlanmış, kimisi de limon suyunda terbiye ediliyor dedi. Burada yemek olayında “ceviche” çok geçiyor. “Seviçe” okunan bu şey limon suyunda terbiye edilip çiğ yenilen deniz ürünleri. Aslında bu tür şeyleri çiğ yemek büyük tehlike ama bazen deneme duygusunu engellemek imkansız oluyor.

Sonra tur teknelerine yanaştım, 2500 pesos. Elinde megafonla birisi hem bilgi veriyor hem de milleti eğlendirmeye çalışıyor. Çünkü turda pek bir şey yok. Bir saat denizde dolaşma, sadece bir kayada deniz aslanları var. O nedenle amcam korsanlardan falan bahsedip olayı heyecanlı hale getirmeye çalışıyor.

Coquimbo, sakin şu demekmiş. Çünkü doğal liman korsanlara sığınak işlevi görüyormuş. Serena, Şili’nin en eski ikinci şehri imiş. O kadar. Coquimbo şehrinde uzaktan üç tane önemli yapı gözüküyor. Milenyum haçı, Dünya kupası oynanan stadyum ve Fas kralının yaptırdığı cami. Geçen, Santiago’da bir kadın, içeri girmesine izin vermediklerini söylemişti. Ben de Türkiye’ye gel camilere girersin dedim.

Tekne turundan sonra Serena’ya varınca, aşağıda indim. Artık yolları öğrendim. Plaza de Armas’ı, katedrali gördüm. Bu “armas” silah alanı, galiba tüm şehirlerde var. Oradan Recova pazarının arkasındaki daha büyük süpermarkete gittim. Yok, iki tane hangar gibi süpermarkette üzüm satılmıyor. Üstelik üzüm, şarap bölgesindeyiz. Kapadokya’da patates bölgesidir. Otellerde patates bulunmaz. Onun gibi. Neyse, dışarıda bir manavda satılıyor da aldım biraz. Bir kuruyemişçi de kayısı ve incir “turco” vardı. Fotoğrafladım.

Şimdi hostelde otobüsü bekliyorum…