Palawan adasından sonra, şu an bu yazıyı yazdığım Dumaguete’ye geldim. Burada bir ay kalıyorum. Bu kadar uzun kaldığım için buraya dair de bir şeyler yazayım dedim ve başlıyorum.

Palawan adası güzel, görülmesi gereken bir yer ama gidişi ve adadan ayrılışı biraz cüzdan açısından problemli. Uçak biletlerini erkenden almak lazım yoksa fiyatlar acayip artıyor. Hele bu sene, turizmdeki hareketlilikten olacak, daha da bir fazla oldu. Eski gelişlerimde 2000 pesodan az olan bilet fiyatları şimdi 4000’leri bulmuş durumda, o da sadece Manila. “ama oraya geri dönmem, Boracay, Cebu taraflarına gideyim” diyorsanız yedi sekiz binler civarında. 7000 peso, 500 liraya karşılık geliyor.

Palawan’a üç sene önce geldiğimde, Boracay’a Iloilo üzeri gitmiştim. Filipinlerden sonra Malezya’ya gideceğim. Dönüş biletim Cebu’dan olduğu için Manila tarafına dönmek pek mantıklı değil. Sonuç olarak araştırırken Palawan adasından çıkmak için en uygun fiyat yine Cebu Pasific’in Iloilo uçuşu oldu.

Aklınızda olsun bir çok ülkede havaalanları, limanlar ve hatta otobüs terminallerinde “terminal fee” denilen bir ödeme yapılıyor. Filipinler’de bazı yerlerde bu bilete dahil ediliyor, bazılarında alanda ödeniyor. Puerto Princesa havaalanında iç hatlar vergisi 200 peso. Aslında Türkiye’de de var ama bilete dahil olduğundan kimse anlamıyor.

Iloilo havaalanına gelince taksicileri es geçip otoparka yöneldim. Daha önceki gelişlerden biliyorum, oradan SM Mall’a minibüsler kalkıyor, sadece 50 peso. SM Mall’dan ise şehrin her tarafına jeepney denilen dolmuşlardan bulmak mümkün. Buranın jeepney’leri Manila’nınkiler gibi ufak tefek, tıkış sıkış değil. Geniş kamyonetler. Bir anlamadığım neden tavanları hala alçak. Tamam, Filipinliler ufak tefek insanlar ama şunu bir yirmi santim daha yüksek yapsalar, herkes rahatlayacak.

SM Mall’a gelince Bacolod’a gitmek için limana nasıl giderim diye sordum, sanırım jeepney ile gitmek için bir iki hat değiştirmek gerekiyor, en iyisi taksi dediler. Ben de tavsiyelere uydum. Taksi 96 peso yazdı, artı limana girmek için 12 peso. Taksi kapıda dursa iki adım yürürdüm ama Filipinler liman işletmesi de kazansın.

Ocean Jet’in feribotu

Gişelere gelince baktım Super Cat 2 Go’nun feribotunun (deniz otobüsü) ekonomik klimalı yeri dolu, sadece tepede açıkta yer var. Tam bileti alıyordum, yarım saat sonra kalkan Ocean Jet’in klimalı yerinin aynı fiyat 200 peso olduğunu gördüm. Bu fiyat farklarını sanırım feribot kalitesine göre belirleniyor. Ama bu Ocean Jet de fena değildi. Yolda dalgalar tüm feribotu yıkadı. Super Cat’in feribotu daha büyüktü ama belki tepede ıslanacaktım.

Bileti aldıktan sonra yine adet olduğu üzere 30 peso terminal fee’yi ödedim. Bu ödeme çoğu zaman ayrı gişeden yapılıyor, nadiren bilet kesen ekleyip veriyor. Tam feribota binerken yanımdaki adam kapının yanındaki gişeyi gösterip koltuk numarası alman lazım dedi. Az önce dış gişeden aldığım bileti verip koltuk numaralı yeni bileti aldım ve bir saatlik kıytırık bir yolculuk için bu kadar bürokrasiye neden gerek var diye düşünmeye başladım.

Şimdi bu yazılarda onu ödedim bunu ödedim, sürekli bunları yazıyorum. Belki sıkıcı oluyor ama daha öncede söylediğim gibi amacım gezmek için yola çıkacaklara bir genel fikir oluşturmak. Bu ufak detayları yazıyorum ki, her yer Türkiye gibi zannedilmesin, bazı şeylere az buçuk hazırlıklı olunsun.

Bacalod’a varınca acayip bir yağmur başladı, hemen çıkıştaki lokantaya sığındım. Bir dana haşlama söyledim. Aynı bizimkilerin tadı, şeker falan koymamışlar, süper. Baktım yağmur geçmiyor, trycicle’lar çok para istiyor bir taksi durdurdum. Taksici limandan taksimetre açmadıklarını standart 100 peso aldıklarını söyledi. Kural böyle imiş. Liman dışı nereye gidersen git taksimetre açılır diye de ekledi. Bu haliyle bile trycicle’dan daha ucuza geldi.

Taksiciye beni şehrin en ucuz oteli olduğunu okuduğum Bacolod Pension’a bırak dedim. Fanlı oda 330 peso. Burası bizim eski kasaba otelleri havasında bir yer. En azından dormitory fiyatına odada kalıyorum.

Bacolod’un modern jeepney yani dolmuşları

Akşam şehri boydan boya geçen, ucu bucağı olmayan ana caddesi Lacson’a çıktım, Starbucks’ta bir kahve içtim. Çevrede batılı tarzda bir kaç kafe-restoran var. Sonra bir taksiye binip bir önceki taksicinin söylediği Goldenfield’e gidelim dedim. Burası şehrin eğlence merkezi imiş, ama çok erken gelmişim. Canlı müzik olan barlar daha boş, büyük bir striptiz bar var, girmedim. Girmedim derken hani Türkiye’deki gibi hesabı abartırlar, soyarlar falan diye korkumdan değil, buralarda bu tür yerler gayet düzgün çalışıyor. Gir bir bira iç, şovu seyret.. fiyatlar normal restoran bar fiyatları, ayrıca öyle bir takım servislere zorlama falan yok. Sor, pahalı ise “yok” de, kimse bir şey demiyor. Türkiye’de vaktiyle az turist toplamazdık karakollardan, iki bira içti diye başına silah dayanmış, kredi kartı zorla boşaltılmış, hala da aynı.

Disko ise doğal olarak daha açılmamıştı. Restoranlarda yemek yiyen bir kaç kişiden başka kimse yok. Ha bir de kız ister misin? diye soran bir mamasan. Şöyle bir dolanıp yine bir taksi ile otele döndüm. Sabahtan beri uçak, minibüs, taksi, feribot her türlü ulaşım aracını kullandım. Gece yarısını bekleyemeyecek kadar yorgunum.

Bacolod şehri

Bacolod Batı Negros’un 500 bin nüfuslu bir şehri. Bu Negros adasının tamamı 13 bin metrekare, adayı Batı ve Doğu olarak iki vilayete bölmüşler. Tam kuzeyde kalan Bacolod, batı vilayetinin, tam güneyde bulunan Dumaguete ise doğu vilayetinin il merkezleri.

Türk’ün yerinde her zaman kuyruk var

Bacolod şehrinin sloganı “gülümseyenler şehri”, bir dergi tarafından Filipinler’in en yaşanılası yeri seçilmiş. Buna rağmen nedense yabancılar tarafından pek tercih edilmiyor. Bir yerlerde okuduğuma göre (nokta dergisi olabilir*) burada 400 expat yani yabancı uyruklu kişi yaşarken, Dumaguete’de bu sayı 4 bini buluyormuş. Kısa adı DOST olan Filipinler Bilim ve Teknoloji kurumu şehre gerçekleşen teknolojik ve girişimcilik faaliyetleri yüzünden “üstünlük payesi” vermiş, bundan ne anlıyoruz, buranın gençlerinin kafası çalışıyor.

Ertesi gün şehri tanımaya yine Lacson caddesinden başladım, bir yirmi dakika yürüyüp Robinson Place alış veriş merkezine girdim. Watsons’da tanesi 15 liraya Türkiye’den ithal zeytinyağı sabunu satılıyor. Zeytinyağı dedin mi buralarda her şekilde lükse giriyor. Normal kaliteli sabunlar, mesela İspanyol Heno de Pravia 4 lira, daha ucuzları da var elbet.

Sonra bir jeepney’e bindim, artık bunların fiyatlarını yazmayayım, çok ucuzlar, şehir merkezine geri döndüm. Lonely Planet’te Ecological Foundation denilen yer bildiğin hayvanat bahçesi çıktı. Öğlen kapalı idi, Filipinlerin meşhur fastfood zinciri Jollibee’de bir şeyler atıştırdım. Ülkede üç tane yaygın zincir var, Mac Donald’s, Chowking ve Jollibee. Birincisi rezalet, hamburgerler yenecek gibi değil. İkincisi içlerinde en iyisi, ucuza karın doyuruluyor. Üçüncüsü ise bir Filipinler klasiği, her zaman işe yarıyor.

Bacolod hayvanat bahçesi

Bünyesinde bölgeye ait ilginç kuşlar, domuzlar bulunan hayvanat bahçesini ziyaret ettikten sonra yine bir Filipinler klasiği SM Mall’a gittim. Kahve içmek ve İnternet’ini sömürmek için Starbucks’a girdim. Genelde dünyanın bir çok yerinde Starbucks’larda dizi dizi elmalarını gösteren macli tipler olur. Saatlerce öyle bir şey yapmadan otururlar. Sanırım Apple bunlara böyle otursunlar diye para veriyor, başka açıklaması yok. Ama burada Asus laptoplu bir kızla bir oğlan, araları boş. Hemen ortaya oturdum ve benim Asus’u gösterdim. Yandaki kız zaten Asus’ta çalışıyormuş. Çocuk ise Manila’dan tatile gelmiş. Fotoğraflar çekindik (bu çekindik lafına da kıl olurum ama buraya uydu). Bayağı sohbet ettik. Filipinliler hoş insanlar, hemen facebook’tan arkadaş oluyorsun. Her birinin bir kaç hesabı var, çünkü 5 bin sınırını bir şekilde dolduruyorlar 🙂

Katedral

Son olarak hava kararırken hemen yakında bulunan İspanyol menşeli San Sebastian Katedral’ine bir ufak ziyaret yaptım, sonra jeep ile otele geri döndüm. Genelde yön duygum iyidir ama burada az kalsın yanlış yöne gidiyordum. Birkaç kişiye sorduktan sonra sonunda doğru cipe bindim.

Starbucks’ta üç Asus

Otele gitmeden sokağın başında ATM’den para çektim. Genelde 200 peso komisyon alınıyor. BDO’nun makineleri gözüm tutmadı, karşıda bulunan National Bank’a yöneldim. Hem yeni bina, hem bir kaç tane güvenlik var. Filipinler’de ATM’ler bazen sorunlu olabiliyor. Kart yutma, parayı hesaptan düşüp vermeme olağan şeyler. Bu nedenle benim gibi akşama bırakmayıp hafta içi mesai saatinde para çekmek her zaman daha mantıklı. Ben kaç yıldır o kadar para çektim hiç başıma bir şey gelmedi ama tanıdığım bazı insanlar kısa dönemlerde bir kaç kez problem yaşamışlar, biraz da şans.

Sonra gün boyu yürümekten hışırım çıkmış bir vaziyette otele geri döndüm. Gece ne Goldenfield’e ne de yakında bulunan daha çok gençlerin takıldığı Art District’e gidemedim. Artık gelecek sefere giderim. Yarın sabah Dumaguete’ye gideceğim, yazıya orayı yazmak için başladım ama Bacolod’a ancak gelebildim..

PAYLAŞ
Önceki İçerikPort Barton
Sonraki İçerikDumaguete

YORUM | SORU | KATKILAR

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen buraya adınızı giriniz